YUSUF ATILGAN

Modern edebiyatımızda hikâye ve roman yazarı olarak tanınan Yusuf Ziya Atılgan 27 Haziran 1921’de Manisa’da Yunanistan’dan Türkiye’ye göçen bir ailede doğmuştur. Ortaokulu Manisa’da liseyi Balıkesir’de bitirmiş, İ. Ü. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmuştur. Üniversite’de Ahmet Hamdi Tanpınar, Halide Edip Adıvar ve Ali Nihat Tarlan gibi tanınmış edebiyatçı ve yazarlardan ders almıştır. Edebiyat öğretmenliği yaptığı sırada Komünist Parti faaliyetlerinde bulunduğu iddiasıyla tutuklanarak 10 ay hapis yatmış, öğretmenlik mesleğinden ihraç edilmiştir. 1946’da Manisa’ya yerleşerek çiftçilik yapan yazar 1976’da İstanbul’a dönerek çevirmenlik ve redaktörlük gibi işler yapmıştır.

Tercüman Gazetesi’nin düzenlediği Hikâye Yarışması’nda birincilik ödülünü aldı. Yunus Nadi Roman Ödülü yarışmasında Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü romanı birinciliği alırken Atılgan’ın Aylak Adam romanı ikincilik ödülünü almıştır. Bu roman yazarın Serpil Gence isimli hanımla evlenmesine vesile olmuştur. Daha sonra kaleme alınan Anayurt Oteli isimli romanı 1987’de filme alınmıştır. Canistan adlı romanı ise tamamlanamadan kalmıştır. Bodur Minareden Öte isimli öyküsü Sait Faik Öykü Ödülü’nü almıştır. Yazarın dergi ve gazetelerde yayınlanmış öyküleri ve şiirleri de vardır. Birçok hastalıktan mustarip olan Atılgan 9 Ekim 1989 günü kalp krizi sonucu vefat etmiştir.

Az sayıda eser kaleme almasına karşın, günümüzde de okunmakta olan bu eserler gerek dili gerekse ilginç tipler ve ele aldığı yabancılaşma konusu ile onun modern edebiyatımızdaki en önemli yazarlar arasında kabul edilmesi için yeterli olmuştur. Atılgan dikkatli gözlem gücü ile daha önce edebiyatımızda rastlanmayan değişik kişilikler, özellikle yalnızlıklarında yaşayan takıntılı bireyler yaratmıştır.

Aylak Adam’da edebiyatımızdaki bireysellik konusu yaşama direnemeyen kişinin yalnızlığı ve yabancılaşması kapsamında ele alınmasıyla çağdaş bireyi ortaya koyan belki de ilk romandır. Anayurt Oteli’nde yabancılaşma ve yalnızlığın sonucu çözümsüzlük ve bunalımın cinayete kadar uzanan trajedisi Zebercet’te sevgi ihtiyacına işaret etmektedir. Ölümünden sonra tamamlanmamış olarak yayınlanan, bireysel gerçekliği köy ortamında ele alan Canistan’da cinsellik ve şiddet açık bir şekilde aktarılmıştır. Bodur Minareden Öte adı altında toplanan öyküler yazarın romanlarında olduğu gibi kişinin yalnızlık ve çıkışsızlıklarını işlemekte, yalnızlık içindeki uyumsuz bireyleri ortaya koymaktadır.

KAFASINA GÖRE DERGİ – 28.SAYI – AKLA İLK GELENLER

 

Yazıyı paylaşmak ister misin?