YENİ UFUKLAR
Karla karışık yağmur başlamıştı ki kapımın çalındığını duydum. Gelen, beni otomobili ile otobüs terminaline götürecek olan arkadaşımdı. Her şeyi son defa, biraz da hüzünle gözden geçirdikten sonra bavulumu alarak evden ayrıldım. Şehrin loş görünüşü sisler içinde uzanırken, batıya doğru hızla sürüklenen bulutların altında yola çıktık. Terminalde beni bekleyen arkadaşlarla vedalaşırken duygulandığım anlaşılmasın diye merasimi uzatmadan büfeden gazetemi alarak otobüse geçtim. Yola çıktığımızda kar yağışı biraz daha artmıştı fakat aynı hızda yola devam ediyorduk.
Sahilden ayrılıp A… geçidine doğru kıvrım kıvrım yükselen virajlarla yukarılara doğru tırmanmaya başladığımızda kar kalınlığı artmış, hızımız da oldukça azalmıştı. Zirveye yaklaştığımızda yol ileride ve geride kardan kapandığından, birçok otobüsle birlikte zirveye yakın bir yerde kaldık. Tüm yolcular heyecan içinde burada ne kadar kalacağımızı tartışıyorduk. Artık bir dağ yamacında karlar içinde süresi belirsiz bir misafirliğimiz başlamış, şoförümüz de ısıtmayı açık tutarak ikâmetimiz için çok gerekli bir konfor sağlamıştı. Fakat zaman hiç ilerlemiyor, yolcuların konuşmaları, gidip gelmeleri, dinlediğimiz müzikler beni bunaltıyordu. Hiçbir şey yapmadan saatler boyu nasıl oturup bekleyeceğimi düşünüyordum.
Yapılacak en iyi şeyin yolda aldığım gazeteyi inceden inceye okumak olacağına karar veriyorum. Sayfaları gözden geçiriyor, haberler, spor haberleri hatta ilanları da okuyorum. Gazetede şimdiye değin hemen hiç okumadığım kültür-sanat sayfasına yöneliyorum. Vizyonda olan filmlerden ikisini ele alan uzunca bir eleştirmen yazısı var. Kişinin varoluş sorunları ve kendisiyle hesaplaşmasının ele alındığı ilk filmin görülmesi öneriliyordu. Sayfanın büyük kısmı İstanbul’da konser veren misafir bir harp sanatçısına ve verdiği konsere ayrılmıştı. Klasik müziğe ve terminolojisine yabancı olmama karşın yazıyı tümüyle okuyorum. Müzik dünyasında kaybolmak üzereyim ki yanımdaki yolcunun dışarı çıkmak için müsaade istemesiyle tekrar dünyaya, karlı yamaçlara dönüyorum. Bir de kitap tanıtım yazısı var. Yeni yayınlanan bir kitapla yazın dünyasındaki güncel gelişmeleri aktaran bu eleştiri yazısındaki kitaptan ve diğer konulardan ilk defa haberdar oluyordum. Orta sayfaların birinde karşıma çıkan felsefi içerikli bir yazıyı ise pek anlamıyor ve üzülerek yarım bırakıyorum.
Bu ve bunun gibi henüz içine giremediğim hatta yaklaşamadığım ne kadar çok dünyalar olduğunu anlamaya başlıyordum. Yaşam ve dünya, çoğumuzun bildiği gibi önümüzde durmakta, sayfalarını açmak onu anlamaya çalışmak için arzu duymamızı ve ciddi çabalarımızı bekliyordu. Dünyaya açılmak üzere uzak bir yolculuğa çıkarken bu düşünceler içindeydim. Denizlerde akşamlar olacak, dağlar ve ovalar gecelerde kaybolacak, önümde sabah kızıllıklarıyla yeni yerler, yeni yüzler görünecekti. İçimdeki boşluk büyürken, önümüzdeki yılların bana yeni imkânlar sunabileceği, gözümün yeni değerlere açılacağı, zihnimde yeni oluşumların aydınlanacağı düşüncesiyle sükûnete kavuşuyorum.
Gecenin geç saatlerinde şoför kaset çalmayı bırakmış, açık kalan radyodan hafif tonda batılı bir bestecinin eseri dalga dalga bize kadar ulaşıyordu. Uykuya çok yaklaşan bir ruhun müzik dolu hayalleri arasında sürüklenip duruyorum. Uyuyup uyanmalarım arasında, sabah saatlerinde açık olan radyodan yayınlanan saz eserlerinin zarif güzelliği gecenin sessizliğinde sabahın aydınlığına büyüleyici bir dokunuşla temas ederken tekrar uykuya dalıyorum.
Uyandığımda güneş gökyüzünde oldukça yükselmiş dünyaya yeniden neşe saçıyordu. Bembeyaz yamaçlar, vadiler, karla yüklü ağaçlar, yer yer seçebildiğimiz köy evleri, uzanıp giden yollar, her şey yeni bir şekil almış bambaşka bir görünüme bürünmüştü. Beyazlıklar içinde en güzel dualar tüm doğayı ve insanları içine alıvermişti. Sabah güneşinin ışığında beyaz güllerle her yeri örten kar yumakları bilge ruhlar gibi duru ve sessizdi. Biz de mevsimlerle yenilensek, her gün yeni güzellikler edinsek, yaşamı ve çevremizi daha ince, daha anlayışlı bakışlarla gözlemlesek diye düşünüyordum.
Öğleden sonra yol açılıyor, vasıtamız yeniden yola çıktığında yolcuların çoğu derin uykuya dalmış durumdaydılar. Akşam geç saatlerde vardığımız terminalden yakın bir otele geçerek dinlenmeye çekiliyorum. Ertesi gün gerek hava kirliliği gerekse sis nedeniyle görüş mesafesinin azaldığı şehirde birkaç hediyelik eşya almak dışında yapacağım bir şey yoktu. Akşama yakın saatlerde kapalı ve sisli bir atmosferde havalandık.
İlk aktarmada havaalanına indiğimizde vakit gece yarısına geliyordu ve ertesi gün akşama kadar zamanım olduğundan geceyi orada bir kanepede geçirdim. Ertesi gün de ülkenin başkenti olan şehre inerek dolaştım. Gökyüzü açık, güneş gülümsüyor, caddeler, sokaklar, evler, deniz, her şey ışıklar ve renkler içinde. Sanki dünya değişmiş, dileklerim kabul olmuş, hayaller gerçekleşmeye başlamıştı. Artık uzak ufuklara yeni umutlarla bakıyor hayata yeniden hoş geldin diyordum…
HARZEMŞAH HAFIZOĞLU
