OSMANLI TOKADINI HAK EDEN BİR YAZAR DAHA; PAUL AUSTER

Eğer bir gün Paul Auster ile karşılaşma şansım olursa ona bir tokat atacağım. Hem de Osmanlı tokadı! Tokadın yazarın dünya görüşüyle, siyasi tutumuyla alakası yok. Roman kahramanı zavallı Sufyu olarak ve Roman Kahramanları Sendika Başkanı Sufyu olarak tokat atmak için sağlam bir sebebim var!

Yazdığı onlarca romanı çok satanlar listesine girmiş, Amerika’nın ve dünyanın göz bebeği romancısı Auster’ın kitaplarının ben de hayranıyım. Aramızda yalan yok sevgili okurlar, çıkan kitaplarını bir çırpıda okurum. Kitap hakkında ne düşündüğümü bile bilmeden kendimi kaptırırım anlatılanlara. Geçenlerde eski bir romanını, Ay Sarayı’nı, karıştırırken kitaptan kafamı kaldırdım, Auster’ın anlattıklarını düşündüm ve öfkelenmeye başladım. Kitap mükemmel bir akıcılıkla devam ederken daha da öfkelendim. Ay Sarayı’nın başkahramanının hayata karşı boş vermişliği, sorumsuzluğu beni çileden çıkartıyordu.

Kitabı bitirdiğimde öfkem dinmedi ve diğer romanlarını düşündüm sırasıyla. Bu kitaplar da öfkemi dindirmedi. Kitabın içine dalıp başkahramanı yakasından tutup silkeleyerek “Hayat çok güzel, bu ne boş vermişlik?” diye bağırmak istiyordum. Etrafında mucizeler olurken şans kapılarını ardına kadar açsa bile kahramanımız bunları görmüyor ya da görmek istemiyordu. Kendimi kitabın içine dahil edip ne yapsam da durumu düzeltsem diye kara kara düşünürken bir anda aydınlandım. Bu sadece bir kitaptı, diğeri de, diğeri de…

Ve ben de Roman Kahramanları Sendika Başkanı Sufyu’ydum!

Hayat hala benim hayatımdı ve onlar Paul Auster’ın hayal gücüyle kurduğu, mükemmel diliyle yazıya döktüğü birbirinden değerli romanlarıydı. Bizler (daha doğrusu siz okurlar) hiç sıkılmadan okumakla beraber, roman kahramanlarının sendika üyeleri olduğunu hatırladım. Sendikaya uğrayan birkaç Auster kahramanıyla onları nasıl aç susuz sokakta bıraktığını, bırakırken yüreğinin nasıl sızlamadığını, acımasızlığını konuştuk. Tek tek isim vermeyeceğim çünkü Auster hala hayatta ve devam kitabı yazıp kahramanlarını daha kötü duruma düşürme ihtimalinden korkuyorum. İşte tam da bu yüzden gidip kendisine okkalı bir Osmanlı tokadı atacağım! Mazlum roman kahramanlarının başlarına gelenlerden, onların sorumsuzluklarından dolayı onu suçlayacağım!

Hayattaki önemsiz ve saçma şeyleri bize o kadar güzel anlatıyor ki, kitaplarında sürekli karşılaştığım beyzbola bile yakınlık beslemeye başladım. Zaten Auster da bana hitaben şöyle demiş; “İnanan biri bulunduğu sürece gerçek olmayan öykü yoktur.” Sadece hayal gücüyle yazdıkları değil, kendisinin ve gerçek insanların hayatlarına dair anlattıkları da beni içine çekiyor. Öyle ki depresyonun yakınından bile geçmeyen mutlu insanlara “Bir insan hem dipte olup hem nasıl yukarda olabilirse…” diyerek depresyonun nasıl bir şey olduğunu lafı dolandırmadan çok güzel bir şekilde anlatıyor. Yalnızlığın Keşfi ve sonradan okuduğum Kırmızı Defter’de anlattığı gerçek hikayeler beni bir o kadar kendisine ve kitaplarına bağladı. Babasının vefatından sonra yazdıkları gözlerimi doldururken, tanıdığı insanların hikayeleri gülümsetti beni.

Atacağım tokadın ardından özür dileyeceğim Auster’dan ve yazmayı hiç bırakmaması gerektiğini söyleyeceğim. Sonra da laf arasında “Sakın erken ölme. Eğer ölmek gibi bir planın varsa bir roman yazmadan ölme. O romanda bütün kahramanlarından özür dile, onlara birer amaç ver. Seni okuyan ben gibiler için, hayranların için ama en önemlisi senin çocukların gibi olan kahramanlarından özür dilemek için yaz romanını.” diyeceğim.

Dikkat edin sevgili okurlar, kitaplarıyla sizi büyüleyip kendine bağlayacaktır bu yetenekli Amerikalı adam. Anlattığı bin bir çeşit hikayeyi en küçük ayrıntılarıyla aklınıza kazıyıp sizi de dert ortağı yapacaktır kendine. Onu okumaya başlamadan önce bir kere daha düşünün, ama kitabı elinize aldığınızda kitabın arkasındakileri bile okumadan dalın Auster’ın ilginç dünyasına! Sonra beni hatırlayın, hazırlayın Osmanlı tokadını; kaç Auster kaç!

Sufyu / Roman Kahramanları Sendikası Başkanı

Yazıyı paylaşmak ister misin?