ÖMER SEYFETTİN
1884 yılında Gönen’de doğan Türk Edebiyatı’nın ilk büyük büyük öykücüsü ve Milli Edebiyat akımının başta gelen yazarı Ömer Seyfettin ilk öğrenimine mahalle mektebinde başlar. Bir asker olan babasının görevi nedeniyle çeşitli yerlerde bulunmuş ve askeri okullarda eğitim görmüştür. 1903’te Harbiye-i Şahane’den mezun olur, 1906’da İzmir Jandarma Okulu’nda öğretmenlik görevine başlar. İzmir’deki düşün ve yazın faaliyetleri izlemesi, sade Türkçe kullanılması ve Milli Edebiyat konusundaki görüşlerle tanışması bu döneme rastlar. 1909’da Üçüncü Ordu’da görevlendirilmiş, Balkanlar’daki bağımsızlık ayaklanmalarında farklı bölgelerde görev yapmıştır. Bu dönemdeki izlenimleri sonraki yazarlık faaliyetlerinde zaman zaman başvuracağı kaynaklar olmuştur. Selanik’te yayınlanan Genç Kalemler dergisinde 11 Nisan 1911’de Ömer Seyfettin’in Yeni Lisan başlıklı yazısının yayınlanması Ziya Gökalp ve Ali Canip gibi tanınmış isimleri de bünyesine alan Milli Edebiyat için başlangıç oluşturur. Yazarın tanınmış öykülerinin birçoğu da aynı dergide yayınlanmıştır. Balkan Savaşı’nın başlamasıyla tekrar orduya katılan ve şavaşta esir düşen öykücümüz bu koşullarda da okumaya ve yazmaya devam eder. Bu dönemde yazdığı öyküler Türk Yurdu dergisinde yayınlanmıştır. 1913’te esaret dönüşü Türk Sözü dergisinin başına getirilen Ömer Seyfettin orada Türkçü fikirleri dile getiren yazılar kaleme alır. 1914’te Kabataş Lisesi’nde başladığı öğretmenlik görevi yaşamının sonuna kadar devam etmiştir. 1915’te yaptığı evlilikten bir kız çocuğu olmuş, fakat bu evlilik uzun süreli olmamıştır. Yaşamının son yıllarında çeşitli sıkıntı ve üzüntülerle karşılaşmasına rağmen verimli bir yazarlık dönemi geçirmiştir. Edebiyatımızın bu büyük yazarı tedavi edilemeyen hastalığı nedeniyle 6 Mart 1920’de kaldırıldığı hastanede vefat eder.
36 yıl gibi kısa yaşamına karşın gerek edebiyatımızda gerekse Milli Edebiyat akımı ile kültür tarihimizde derin izler bırakmıştır. Yazın hayatına şiirle başlamışsa da döneminin ruh hali ve düşünce akımları nedeniyle şiiri bırakarak öykücülüğe yönelir. Maupassant tarzı olarak bilinen belirli bir olaya bağlı öykünün o yıllardaki en tanınmış temsilcisi olan öykücümüzün öyküleriyle Cumhuriyet Dönemi öykücülüğünü başlatmıştır denilebilir. En tanınmış, yıllardır sevilerek okunan öyküler destani bir tarzda yazılmış, milli-manevi duygularla dolu Başını Vermeyen Şehit, Pembe İncili Kaftan, Ferman, Topuz gibi eserlerdir. Toplumun cehalet ve taassup gibi göze batan yönlerini ortaya koyduğu Gizli Mabet, Hürriyet Gecesi, Tos, Kurbağa Duası isimli öyküleri de vardır. Çocukluk anılarından hareketle içten duygularla yazılmış İlk Namaz, Kaşağı, Ant, Falaka gibi eserler edebiyatımızın en güzel öyküleri arasında yer alır.
KAFASINA GÖRE DERGİ – 36.SAYI – AKLA İLK GELENLER
