KAYBOLAN GÜNLER

Oraya yerleşmiş akraba ve tanıdıklarla özlem gidermek, belki de helalleşmek, üzere Amerika’ya uçuyorduk. Yolculuk telaşından ve erken uyanmaktan mütevellit uykusunu alamamış yorgun yolcular zaman ilerledikçe uykunun sakin sularında birer ikişer yelken açarak istirahat moduna geçmeye başladılar. Bir şeyler okumak isteğiyle el çantama koyduğum polisiyeyi çıkartmamla tekrar çantaya koymam bir oluyor ve böylece benim için polisiye okuma zamanımın geçtiği anlaşılıyor

Aniden, sükunet ortamı uçağın şiddetli sarsıntıları, yalpalama ve savrulmalarıyla bozulduğunda, dakikalar içinde sulara gömüleceğimiz düşüncesiyle kapıldığım şaşkınlığı takiben izah edilemeyecek dehşetli bir korkunun, spiral bir savrulmanın pençesindeydim. Korkunç bir girdap içinde tahmin edilemeyecek güçte bir mengenenin dişleri arasında çırpınıyor, dehşet içinde hiçbir şey göremiyor, hiçbir şey düşünemiyor, bölük pürçük görüntülerin peşinde sürükleniyordum. Bir süre sonra yavaş yavaş kendime geliyor, hoş bir esintinin algılarımı ele geçirdiğini, korku, panik ve dehşet atmosferinin uzaklaştığını, evrensel bir sükunetin her şeyi kuşattığını hissediyordum. O sırada uyanan eşim bana takılıyor: “Bu uzun yolculuğu uyanık tamamlayanlara verilecek plaketi ilk alanlardan olacaksın.” Uçağımız denize düşmedi ise de ben içine düştüğüm bu sükun dolu yarı esrik ruh halinden uzun süre çıkamadım.

Bizimkilerle gelen yolcu kapısında karşılaşıyoruz, kucaklaşıp öpüşmeler ve gülen yüzlerle eve hareket ediyoruz. Binlerce kilometre uzakta, bir diğer kıtada tanıdıklar ve yakınlarla buluşmanın mutluluğunu hiçbir şeyle ölçemezsiniz. Bir önceki gelişimizde çok harcama yapmış, paramız suyunu çektiğinde buradakilerden yüklü miktarda borç almıştık. Ciddi ve içten itirazlarına karşın borcumuzu tevdi ettikten sonra bavullara el atıp hediyelerimizi takdim ettik. Getirdiklerimiz arasında en dikkati çeken Ren Geyiği postu oldu. Ailece yaptığımız bir Finlandiya gezisinde kuzeye yaptığımız yolculukta Kutup Dairesinin üzerinde bulunan Rovaniemi’den almıştık. Dönüşümüzde eşim postu nereye koyacağına karar verememiş ve Amerika’ya götürmeyi önermişti. Post salondaki büyük köşeye serildiğinde herkes birbirine gülümseyen bakışlarla memnuniyetini belli ediyordu. Sohbet esnadında, çok geçmeden postun olduğu yerden gelen tuhaf sesler dikkatimizi çektiğinde bir de ne görelim; evin azman kedisi sarman bir ucundan postun tadına bakmaya başlamamış mı! Böylece, sihrini yitiren post ilginç fakat gereksiz bir armağan haline gelivermiş, kaderi hemen kaldırılıp güvenli bir yere konulmak olmuştu.

Hiç alışkın olmadığım şekilde bastıran uyku nedeniyle erken sayılacak bir saatte yatıyor sabah da oldukça geç kalkıyor, yarı uykulu esrik halim devam ediyordu. Bir gün önce alışverişe giden sanki başkalarıymış gibi, hanımlar enerjik bir şekilde kahvaltıyı yapar yapmaz bir başka alışveriş merkezine gitmeye hazırdılar. Günlerce alışveriş merkezleri, outletler, şehir merkezindeki büyük mağazalar, tekstil ve patch-work dükkanları, hobby lobby’ler dolaşılmış olmalı. Bu arada, gıda alışverişi için bir Türk marketine uğradığımızı da hatırlar gibiyim. Bir günden diğerine, nerelere gittiğimizi kimlerle beraber olduğumuzu da artık ayırt edemez haldeydim..

Bir gün sabah saat altıda dinç olarak yataktan kalktım. Odadaki hareketlerim nedeniyle uyanan eşim biraz sinirli. “Allah aşkına, sabahın bu saatinde ne yapıyorsun, lütfen sessiz ol. Her gün saat 10’dan önce yataktan çıkmayan beyimize ne oldu da bugün 6’da kalkıyor?” diye beni ikaz ediyor fakat tartışmaya girmiyorum. “Ben salona geçiyorum, uykun açılırsa sen de gel. Sana bazı şeyler söyleyecektim.” Eşim “Ne oldu sana böyle, seni rahatsız eden bir şey mi var?” Ben tereddütle “Niçin gelir gelmez borcumuzu vermedik? Cidden çok ayıp oldu. Ben çantama, ceketimin ceplerine baktım parayı bulamadım. Sen bir yere mi koydun? Ver bana da kahvaltıdan önce bu işi halledeyim.” Eşimin yüzünde ciddi şaşkınlık ve endişe bulutları görünmeye başladı. “Geldiğimiz ilk akşam sen bir zarf içinde borcumuzun tamamını verdin ya, hatırlamıyormusun? Hediyeleri de birlikte verdik!” Şaşırma sırası bendeydi. “Parayı ne zaman verdiğimi hiç hatırlamıyorum.” Eşim bana merhamet ve üzüntü karışımı bir ifadeyle bakıyordu. “On gün önce, ilk geldiğimiz akşam.” Zamanın dışında kalmış gibiydim. “Biz dün akşam gelmedik mi? Hayır mı? O halde söylermisin on gündür ben ne yapıyordum?” Eşim yaklaşarak ellerimden tutuyor gözlerimin içine bakarak” “Son zamanlarda zihnen çok yoruldun. İyice dinlenirsen kendine gelirsin. Canını sıkma, ben hep yanındayım, her zaman sana ihtiyacım var.”

Günler günleri, aylar ayları izledi. Hafızanın kayıp parçaları yavaş yavaş yüzeye çıkarak zaman dilimindeki yerlerini almaya başladıkça hafızadaki görüntüler netleşmeye, aydınlanmaya başlıyordu. Yaşam her zamanki gibiydi.

HARZEMŞAH HAFIZOĞLU

Yazıyı paylaşmak ister misin?