GÜNDE 18000 KELİME YAZABİLENLERDEN MİSİNİZ?

Yazamıyor musunuz, o zaman bu sayfada işiniz yok. Hadi dağılın bakalım!

Şaka şaka.

Bu yazıyı okuyan kimsenin her gün belli sayıda kelime yazacak kadar vakti olduğunu sanmıyorum. Ama kitaplarınız uluslararası bir ün sağladıysa, milyonlarca sattıysa buna vakit ayırırsınız. 2012’den beri 15 kitap yazan, kitapları 30’dan fazla dile çevrilen Sarah J. Maas’tan bahsediyorum. Yazarın kitapları birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de ciddi bir satış sayısına ulaştı ve hayran kitlesine sahip oldu. Onu tanımayanlar için bir giriş yapayım da herkes tanısın bu çalışkan, akıllı ve pes etmeyen kadını.

Sarah fantastik roman serileri yazan yeni nesil bir yazar. Henüz 35 yaşında ama kitaplarının neredeyse hepsi çok satanlar listesinde birinci oldu. İlk kitabının yayınlandığı 2012 yılından beri 15 tane kitap yazdı, 14 tanesi de Türkçe’ye çevrildi. Eveet, hesapladığınızda bir yılda birden fazla kitap yazıyor, üstelik hiç de ince kitaplar değil!

Onu diğer yazarlardan ayıran durum bu kadar çok kitap yazması değil elbette. O kitapların hepsinin yeni nesil fantastik eser olması. İçerikleri itibariyle Young Adult (Genç-Yetişkin) türüne ait gözükseler de aslında arkasından gelen fantastik genç yetişkin eserlerini taklit etmediği çok açık. Romanlarının farklı katmanlardan oluşması, okurların bu tür eserlerde görmediği kurgulara sahip olması ve en önemlisi her roman karakterine detaylıca yer vermesi onu diğer yazarlardan ayıran en büyük özelliği.

Fakat ben Roman Kahramanları Sendikası Başkanı Sufyu olarak bu sayıda size kitaplarındaki birbirinden harika roman karakterlerinden bahsetmeyeceğim. Ama birkaç cümleyle geçmem gerekirse, dünyamızdan olmayan canlılardan, perilerden bahsederken o kadar güzel detaylandırıyor ki bir gün siz insanların karşısına çıksa şaşırmazsınız. Çünkü hepsinin psikolojik altyapıları, çok boyutlu yaratılmaları sayesinde Roman Kahramanları Sendikası da siz normal insanlar da onları yadırgamazsınız. Tabii karakterlerin hepsinin sendika aidatlarını düzenli ödediğini söylememe gerek yok sanırım.

Size Sarah J. Maas’ın nasıl bu kadar başarılı ve verimli olduğunu anlatacağım. Bu yazıyı okuyanların çoğunun yazar olmadığını biliyorum ama Sarah’nın çalışma disiplininden ve hayata bakış açısından esinlenerek sizler de hayatınızdaki birçok sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Yaptığı işi ne kadar sevdiğimden bahsetmeme gerek yok; sizler de biliyorsunuz ki sevdiğiniz işi yapıyorsanız bir gün bile çalışmamışsınız demektir. Ama çalışmayla çok ve verimli çalışma arasında çok fark var. Bunu nasıl yapıyor derseniz:

Hayat felsefesini hayatın kıymetini bilerek yaşaması gerektiğini, herhangi bir öncelik olmadan kendini boş yere hırpalamadan devam ettiğini söylüyor. Her gün çalışmaya kendini zorlamıyor ama çalıştığında çok ciddi bir şekilde bunu yapıyor. Yani, hayatında ve çalışmasında bir anlayış belirliyor ve buna göre kendini sınırlara mahkum etmeden yaşıyor.

Güne sağlam ve dengeli bir kahvaltıyla başladığını artık bahsetmeme gerek yok sanırım. İnsan bedeninin ve zihninin uyumlu çalışması, verimli olabilmesi için iyi beslenmesine ihtiyaç olduğunu benim gibi bir başka roman kahramanından da duymayın artık. Üşenmeyin de kahvaltınızı hazırlayın! Bol su içtiğini, hatta suyuna buz kattığını ve bu şekilde ayıldığından bahsetmek isterdim ama o da diğer birçok yaratıcı ve üretken insan gibi kafein bağımlısı. Siz kafeininizi dengeli alın ve vücudunuza iyi bakın!

Çalışma ortamını ve çalışma felsefesini de en başından belirliyor. Yazma ofisini bir ibadethane gibi görüyor ve oraya girerken her türlü günlük işlerini tamamlamış, kafasında ufak tefek de olsa kırıntılar kalmamış oluyor. Eğer öngörmediği işler onu çalışmasından alıkoyuyorsa ertesi günü daha fazla çalışarak bunu telafi ediyor. Gücünü fanlarının hazırladığı kıyafetlerden alıyor ve onları giymeden ofisine girmiyor: Bu durum onun sadece kendisi için değil, başka insanların iyiliği için de yazdığını hatırlattığından eminim. Bunu bütün çalışanlar ve öğrenciler aynı şekilde düşünmeli; çünkü attığınız her adım sadece sizin için değil toplumunuz, sizi seven insanlar için de çok önemli.

Ofisinde dikkatini dağıtanların ne olduğunu bulup bir daha ofisine onları sokmuyor. Ama yazarken kendi oluşturduğu temalı müzik listelerini dinliyor ve pes edecek kadar yorulduğunda olimpiyatlardaki jimnastik ve yüzme müsabakalarını izliyor. Onların kazanmaya, başarıya odaklanmalarından gücünü alıyor. Bu ilginç yöntem sizin için başarılı insanların konuşmalarını dinleyerek işe yarayabilir ama ben ne bilebilirim ki… Deneyin ve görün.

Normal bir çalışma gününde hangi bölümü ya da konuyu yazacağını kabaca planlıyor ve kendini mabedine, yazma ofisine kilitliyor. Genelde 18000 kelime olmadan ofisten çıkmıyor ki bu 12 saate karşılık geliyor. Bir olimpiyat sporcusu gibi o da yazma kaslarını ne kadar çok kullanırsa o kadar iyi ve verimli yazacağını düşünenlerden. Elle yazmanın her zaman işe yaradığını, farklı düşünmesine sebep olduğunu bilse de sadece tıkandığı noktalarda defterine başvuruyor. Onun için ofisindeki en işe yarayan nesne aynası. Çünkü karakterlerin yüz ifadelerini beden dillerini yazarken aynada canlandırıyor.

Harika yazarın siz okurlara en önemli tavsiyesi ise hayatı kaçırmadan yaşamak ve bol bol kitap okumak. Ben Sufyu bu sayfada sizlere aracı oldum, umarım sizler de hayatınızı kaçırmadan yaşar ve kendi konununuzda başarılı olacak yolları bulursunuz.

Sufyu / Roman Kahramanları Sendikası Başkanı

Yazıyı paylaşmak ister misin?