DÖNGÜ

 

“Zamanın olmadığı bir evren düşleyebilir misin?”

“Ben bu evrende de zamanın olduğuna inanmıyorum ki!”

Adamın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme seçildi. Okuduğu kitaba döndü. Kadın kitabını bırakıp onu izledi. Her zamanki gibi. Zamana inanmıyor muydu gerçekten; yoksa adam o inanmadığını söylediği zamana göre kendinden daha fazla yaşamış olduğu için bir mazeret miydi söylediği? Zamanı reddedip sevebilir miydi adamı? Birçok şeyi uğruna feda ettiği gibi evrenin tüm kusurlarını da serer miydi adamın ayaklarının altına? Sererdi. Kendisinin tüm hayatı kadar bir zaman yolu vardı aralarında. Adam iki kere yaşamıştı kadına göre. Kadınsa onunla kendini ikiye katlıyordu. Yaşamına değer kazandırdığını düşünüyordu. Kadının düşünceleri sakinleşti. Oturduğu masadan kalktı. Odadan çıktı.

Kadın çıkınca adam başını bir kez daha kaldırdı kitaptan. Okuyor gibi davranmasına gerek yoktu artık. Kitapta geçiyormuş da aklına takılmış gibi zor sorular sormasına gerek yoktu. Bir gün pişman olur muydu kadın, bilmiyordu. Yorgun kalbi onun pişmanlığını kaldırabilir miydi, bilmiyordu. O da neleri feda etmişti kadın için ve arkasında ne kadar büyük bir enkaz bırakmıştı. O enkazın altında kalanlar bir zamanlar en kıymetlileriydi üstelik. Hiçbir şey olmasa bile bu evhamları yiyip bitirmeyecek miydi adamı? Ömrü boyunca gitmesinden şüphe duyduğu bir kadına ne kadar güvenebilecekti? Nereden aklına takılmıştı şimdi geçmişe zar zor bıraktıkları ve yaşlılığı! Adam düşüncelerinden bunaldı, gömleğinin düğmesini gevşetti, saatini çıkartıp masaya koydu. Eline aldığı su bardağının boş olduğunu gördü. Bardağı alıp kalktı, odadan çıktı.

Saat durdu. Herkes çıktığına göre onun da rol yapmasına gerek yoktu. Bir yanılsamadan ibaret olan kavramın boş bir metasıydı. Kendi de biliyordu. İnsanların ona bakıp bir yerlere yetişmeye çalışmasından gizli bir haz duyup onlara fark ettirmeyecek kadar hızlı çevirirdi ibrelerini bazen. Bazen de öylece dinlenmek isterdi. Yavaşlardı. İnsanlar  “Zaman bugün geçmiyor,” diye hayıflanırdı o içinden gülerken. Bazen kendinden daha büyük zaman kavramları kızardı onun oyununa. Kendi oyunlarını bozulduğu için. Aylar, yıllar, günler… Hepsi bir olurdu karşısında. Düzenin sürmesini isterlerdi. Şimdi de fark etmişler miydi durduğunu?

Kadın odaya döndü, kalktığı sandalyesine tekrar oturdu. Kitabını eline aldı. Adam da gelip eski yerini aldı, saatini koluna taktı. Zaman tekrar akmaya başladı. Kadın gizliden adamı izledi; adam kadına cevaplaması güç sorular hazırlamaya başladı.

Yazar:  Temel Yazarlık Programı Öğrencisi – Miray SARI

Yazıyı paylaşmak ister misin?