BEYAZ GÜLLER

Çağdaş Bir Masal

İlk günün akşamıydı. Depresyona yaklaşan ruh hali içinde, güneşin ufukta kaybolmasıyla koyu griden siyaha dönüşen gökyüzüne bir kez daha bakarak yatağına uzandı. Odadaki diğer yatağın boş olmasından önceleri hoşnut olmuşsa da yavaş yavaş sıkılmaya başlamıştı. Hastanın ateşini ölçmek gibi nedenlerle odaya zaman zaman gelen hemşireyle de pek konuşmamıştı. Odayı gözden geçirerek ilgisini çekecek şeyler arıyorsa da hiçbir şey bulamıyordu. Yan duvarda üzerinde küçük kutuların bulunduğu raflara bakarken “Orada birkaç güzel kitap ve dergi olabilirdi.” diye düşündü.

Akşam yemeğini yeni bitirmiş, yanında getirdiği iki kitaptan hangisini okuyacağına karar vermeye çalışıyordu ki gencecik bir sesin ahengi, ışıltılı gözlerin gülümseyen bakışları odanın loş karamsar havasını beyaz güller gibi dolduruvermişti. “Herkes dışarıda, sen niçin odandan çıkmıyorsun?” diye sorduğunda ne diyeceğini şaşırmıştı. Son derece sempatik, sıcak, çok genç bir kadın görevli. Elindeki kitabı görüyor. “Demek kitap okuyorsun. Oturma salonuna geçin, herkes orada, kitabı sonra okursun.” Biraz açık kalan kapıdan gelen hafif bir Napoliten ezgi odanın sessizliğinde pencerelerden duvarlara yansıyarak tekrar koridora yönelirken “Her şey nasıl birden farklılaşabiliyor?” diye düşündü.

Biraz tereddütle koridorun orta kısmında bahçeye bakan küçük bir salona geçtiğinde hastalarda hiç görmediği sempatik bakışlarla karşılaşmıştı. Farklı yaşlarda kadın ve erkek hastalar kendisini daha önceden tanıyormuş gibi yakın davranıyorlar, sıkıntısını yavaş yavaş unuttuyorlardı. Artık sık sık salona geçiyor sohbetlere katılıyordu. Genç hemşirenin zaman zaman gelerek sohbetlerine katılmasıyla sanki salonda beyaz güller açıyor, konuşmaların tonu ve rengi değişiyordu. Herkes bu ışıltılı bakışlarda hala solmayan güzel günlerinden, yakınlarından, özlediklerinden bir şeyler buluyordu. Bahar esintileri, nisan yağmurları, en güzel dualar hep onunla birlikte oluyor, her gelişinde bir melek kanadının huzur dolu esintisi duyuluyordu. Artık hastamız da herkes gibi serbest zamanı iple çekiyor, gecikmeksizin salona geçerek diğer hastalarla birlikte olmaya can atıyordu.

Bu kısacık günler farkına varmadan akıp gitmişti. Birkaç günlüğüne geldiği tedavi merkezindeki kalış süresi ek tedavilerle uzamasına karşın ayrılma zamanı geldi ve herkesle vedalaşarak ayrıldı. Aradan aylar geçti. Bir gün onunla laboratuvardaki çalışma odasının kapısında aniden karşılaştığında gene her yerde beyaz güller açmıştı. Yüzünde çocuksu bakışlarının saf gülümsemesiyle, daha önce tanıştığı hastaları vakit buldukça ziyaret ettiğini, bundan da büyük zevk duyduğunu anlatıyordu. Anlattığına göre bir defasında tüm tavanı İtalyan gazeteleri ile kaplı bir lokantada yemek sonrası kahvelerini içip, bakışları gazeteler üzerinde gezinirken, Rönesans ve İtalyan sanatıyla başlayan konuşmalar İtalyan müziğine yönelmiş. Dante, Petrarca ve özellikle Montale şiiri üzerinde yoğunlaştığında genç kızın gözlerindeki tutkulu ışıltıları görmemek mümkün değildi. Bazı akşamlar iş çıkışı İtalyanca kurslarına devam ettiğini de eklemişti konuşmasına. “Genç yaşta inanılması güç bir tutku ve güzellikler içinde dolu dolu bir yaşam!” diye düşünmeden edemedi. “Doğaüstü canlılar bazen aramıza karışıp bizimle birlikte mi yaşıyorlar?”

Bir süre sonra işinden ayrılarak İtalya’ya gittiğini öğrendiğinde, bu cıvıl cıvıl kızın ideali uğruna her şeyi bırakarak uzaklara gitmesine hiç de şaşırmamıştı. Birkaç yıl sonra, müzik ve şiir dolu yaşamı geride bırakarak dönen kızımız eski işinde görünerek herkesi tekrar şaşırtmıştı. Bazen ziyaretine geliyor, kısa süre de olsa aile sıcaklığını duyduğu oradaki tanıdıklardan haberler getiriyordu. Kendisinin de artık dönüş zamanı gelmiş uzun yıllar ayrı kaldığı ülkesine doğru yola çıkmak üzere hazırlıklara başlamıştı. Sağlık merkezine uğrayarak herkesle vedalaşıp, izinde olduğu için göremediği Beyaz Güller’e de küçük bir hediye ile selamlarını bıraktı.

On yıllar geçmiş, kahramanımızın yolu tekrar aynı topraklara düşmüştür. Büyük bir hastaneye dönüşmüş olan kuruluşu ziyaret ederek eski tanıdıklar hakkında bilgi almak istiyor. Aradan geçen bunca yıldan sonra bir iki isim hariç hiçbiri hatırlanmadığı gibi kimsede de kayıt sistemlerine girerek çok eski bilgilere ulaşma arzusu görünmüyor. Beyaz Güller! Herkes dikkat kesiliyor, onu tanımayan yok gibi. Uzun yılların ardından bir nezaket ziyareti! Artık bahar kokularında kutsal geceler ilahisini dinlemeye hazırlanıyor. Fakat bir görevlinin kısa açıklaması hayallerini alıp götürüyor. “Kendisi henüz genç sayılacak yaşlarda öldüğünde burada acısını hissetmeyen kimse kalmamıştı. Bizler kendisini tanımasak da sevgi dolu anıları hala canlı olarak aramızda yaşıyor.”

Ayrılmadan önce ziyaretini tamamlamak istediğini, oraya nasıl ulaşabileceğini öğrenmek istiyorlar. Göller arasından ormanlarla kaplı sakin bir araziden geçerek şirin bir yerleşim yerine ulaşıyor. “Yaşamak, belki de ölmek için güzel bir yer.” diye aklından geçiriyor. Kısa bir yürüyüş sonunda oraya ulaşmak üzereyken yanındaki görevliden en yakın çiçekçiyi soruyor. Satıcının “Size nasıl yardımcı olabilirim?” sorusuna “Beyaz güller istiyorum.” diyor.”Kaç adet?”in cevabı “Kucak dolusu.” oluyor.

Tekrar yola koyuluyorlar. Mevsimin kokusunun duyulabildiği günün belki de en güzel saatleri. Gölün karşı kıyısından gelen bir Napoliten ezgi ışıltılı sularda dalgalarla uzaklaşıp gidiyor. Filmi kaldığımız yerden izlemeye başlıyoruz.

HARZEMŞAH HAFIZOĞLU

Yazıyı paylaşmak ister misin?