DESCARTES

Fransız filozofu ve matematikçi, modern çağın kurucusu ve on yedinci yüzyıl entelektüel devriminin en önemli şahsiyetidir. Felsefi kavramı matematik, fiziksel bilimler, psikoloji, etik gibi her şeyi kapsamakta, mutlak olarak sağlam ve güvenilir olduğu belirtilen metafizik temellere dayanmaktadır. Bilgi problemi, kesinlik, insan zihninin doğasına yaklaşımı felsefenin daha sonraki gelişiminin şekillenmesinde büyük bir rol oynamıştır.

Fransa’da Tours yakınında küçük bir kasabada 1596 yılında doğan ve anneannesi tarafından büyütülen Rene Descartes on yaşında gönderildiği Anjou’daki La Fleche Cizvit Kolejinde yatılı öğrenci olarak dokuz yıl kaldı. Orada klasik literatür, tarih, hitabet gibi klasiklerin beslendiği kaynaklar ile Aristo sistemine dayanan doğal felsefe ve teoloji öğrenimi gördü. 22 yaşında Poitier’de hukuk derecesi aldıktan sonra Avrupa’da uzun yolculuklara çıktı ve sonunda “Ya içinde ya da dünyanın büyük kitabında bulunabilenden başka hiçbir bilgiyi araştırmayacağı” kararına ulaştı. Uygulamalı bilimlerde ilerlemek için bir anahtar olarak görüyordu. İlk eseri olan Compendium Musicae (1618) müzikal armoni ve dissonans çalışmalarına sayısal ilkeleri uygulamıştır. Matematiği uygulamalı bilimlerde ilerlemek için anahtar ve bütün insan anlayışı için bir çeşit paradigma olarak görüyordu.

Seyahat ederken 10 Kasım 1619 günü Güney Almanya’daki bir kasabada kaldığı sırada bir günlük yoğun meditasyondan sonra bir seri net rüyalar gördüğünde görevinin yeni bir bilimsel ve filozofik sistem bulmak olduğuna kanaat getirdi. 1628’de Hollanda’ya göç ederek geri kalan yaşamının çoğunu orada yaşadı. Kozmoloji ve fizik üzerine hazırladığı Le Monde adlı çalışmasını Galile’nin başına gelenleri duyduğunda yayınlamaktan vazgeçti. 1637’de Fransızca olarak yayınladığı üç çalışmasına, Optics, Meteorology, Geometry, önsöz olarak yazdığı Metot Üzerine Konuşma bilgi, kesinlik ve bilimin metafizik temelleri üzerine görüşlerini içermektedir. Akıl yürütme kritiklerinin Descartes’ı yazmaya yönlendirdiği felsefi şaheseri olan Meditations on First Philosophy (1641) evrensel şüpheden kişinin kendi varlığının kesinliğine keşif yolculuğu, tanrının varlığını belirlemek için bunu izleyen mücadele, dış dünyanın varlığı ve doğası, zihin ve vücut arasındaki ilişkinin dramatik bir açıklamasıdır. Her şeyden şüphe ettiği halde kendi varlığından şüphe edemeyen filozofun “Cogito ergo sum.” (Düşünüyorum, öyleyse varım.) sözü felsefe literatüründe darb-ı mesel haline gelmiştir.

Birkaç yıl sonra Aristo felsefesine dayanan standart üniversite ders kitaplarına karşı bilimsel ve metafizik görüşlerini bir araya getiren dev bir külliyat, Principle of Philosophy, yayınladı. Bohemya prensesi Elizabeth’le yaptığı uzun ve verimli bir mektuplaşmada felsefi sistemiyle ilgili sorular kendisini etik ve psikolojiye yöneltmiş ve bu ilgi The Passions of the Soul’un yayınlanmasıyla (1649) sonuçlanmıştır. Aynı yıl, İsveç Kraliçesi Christina’ya felsefe eğitimi vermek üzere Stockholm’a davet edildi. İsveç’in soğuk iklimi ve farklı yaşam biçimine uyamayan Descartes zatürre nedeniyle yaşamını kaybetti (1650).

KAFASINA GÖRE DERGİ – 30.SAYI – AKLA İLK GELENLER

 

Yazıyı paylaşmak ister misin?