ŞEHİRLERİN KOKUSU
Her şehrin kendine özgü kokusu vardır dediğimde, kimse bana itiraz etmeyecektir. Şehrin farklı kısımlarının da farklı kokuları olduğunu o şehre aşina olanlar iyi bilir. O koku, tabir caizse, şehrin kişiliği, ruhunun yansımasıdır. Bir şehir sadece içinde yaşayanların değil aynı zamanda doğal ve insan yapısı oluşumların nefes alabildiği bir ortamdır. Doğal ve inşa edilen çevre şehrin kokusuna katkıda bulunduğu gibi, şehirler de orada yaşayan insanların yaşadıkları ortamla ilişkilerini belirleyen özel bir koku yaymaktadır. Bir şehrin kokusu, gıda marketleri, lokantaların sayısı ile arz edilen yemeklerin çeşidi ve nitelikleri, yapı malzemelerinin erozyonu, yollar ve trafik, çöp kokuları, parfümler ve deodorantların bir bileşimidir. Her şehirde, yerleşim yerine özelliğini veren kokuların farklı bileşimleri salgılanır. Kokuların o şehirdeki bileşimi orada yaşayanlar için bireysel ve kolektif hatıraları etkileyerek bir yaşama ortamı duygusu ve bir kimlik oluşturur. Kokunun bireysel ve kolektif kentsel hafızanın şekillenmesine nasıl katkıda bulunduğu, şehirdeki yabancılaşma duygusu ile insanların aşk ve bağlılıklarını ne şekilde etkilediği de araştırılmıştır. Şehrin kokusu ile bazı hastalıkların iyileşmesi arasında da yakın ilişkiler bulunmaktadır. (1)
Koku en güçlü ve en önemli duygulardan biridir. Doğduğumuz zaman en önce aktive edilerek her an incelikli ve derinlikli yollarla şuurumuza süzülerek kararları, arzuları ve hayalleri etkiler. Korkuyla birleşen gerçek bir koku vardır. Rene Denfeld üzgün ve nefret dolu insanların evlerinin diğerlerinden farklı koku yaydığına inanmaktadır (2). Bazı kokular gerçek anlamda olup özel bir bitki çeşidi, gıdalar ve diğer doğal ve çevre faktörlerinden kaynaklanmaktadır, diğerleri ise korku, ümitsizlik ve cinsel çekimin kokusu gibi kesinlik taşımayan, soyut veya mecazi kokulardır (3). Tarihte kokudan ilk bahseden kaynak olan Herodot Tarihi’nde Arap Yarımadası’nın ilahi bir tatlılık kokusu veren bir bölge olduğu belirtilir. Günümüzde artık şehirler için koku dağılım haritaları da hazırlanmaktadır. Bu alanda Kate Mclean’in muazzam çalışmalarını da zikretmek gerekiyor. (4)
Bu arada Proust Fenomeni olarak bilinen, uzak anıları hatırlamada belirli kokuların diğer herhangi bir duygudan daha fazla bize yardımcı olacağı şeklindeki, olayın edebiyatta şimdiye değin rastladığımız en müstesna duygulanmalardan biri olduğunu hatırlatalım. Edebiyatta bu konunun son dönemlerde ciddiyetle ele alınıp ayrıntılı olarak işlendiği görülür. Toni Morrison’un Sula, Jamaica Kinkaid’in The Autobiography of My Mother ve Jeanette Winterson’un Written on the Body adlı eserlerinde koku, cinsiyet ve etnik kökendeki son derece girift şekillenmelerin nasıl ortaya konulduğu görülmektedir. Mantıksızlık, delilik, vahşilik ve anlayışsızlık duygusu olarak bilgilenme yoluyla oluşan kötü nitelikli kokular yayan geleneksel kokuların oluştuğu arazilerin yeniden kodlanmasıyla ilgilenen bu üç romanın analizlerinde her üç yazar tarafından aşk ve yakınlık olarak yeniden inşa edilen güzel koku duygularının sahtelik ve ölümün işaretleri olduğu da belirlenmiştir. Yazarlar kokuyu geleneksel cinsiyetlendirmede dişisel duygu olarak vurgulamışlar ve hem hislerin cinsel güçlerine işaret eden hoş kokuların hem de hoş olmayan kokuların his olarak aynı cinsel çekimin gücünü taşıdığını ortaya koymuşlardır. Sonuç olarak, estetikte daha önce dikkate alınmayan kokunun görme ve işitmeye karşı belirgin bir seçenek olduğu önerilmiştir. (5)
Bazılarımız şehrin kendine özgü bir kokusu olabileceği düşüncesini hiç dikkate almazken kimi duyarlı insanlar bunu hissediyor ve kendisini kente bağlayan önemli bir fenomen olarak görüyor. Bu, sadece çevreden gelen çeşitli kokuların karışımından oluşan gerçek bir koku olabildiği gibi, genellikle kişinin yaşam, kültürel birikim, anılar, psikolojik ve zihinsel yapısı gibi geniş bir yelpazede çok sayıda faktörün zihinsel dönüşümle az veya çok farklılaşabildiği bir duygudur. Bu his kişiden kişiye değiştiği gibi zamanla da değişiklik gösterebilir. Bir kente özgü kokuyu alabilmek için orada belirli bir süre yaşamanın gerekli olduğunu belirtelim.
Ülkemize gelince, nüfusu hızla artan ve buna paralel olarak yıldan yıla süratle büyüyen şehirlerimizde önceleri köy ve küçük kasaba atmosferi hakimken şimdilerde büyük şehir olma yolunda büyük adımlar atıldığını, kentlerimizde kendilerine özgü kokuların oluşmakta olduğunu söyleyebiliriz. Konuyu diğer ülkelerden birkaç örnekle tamamlamak istiyorum. Bir Ortadoğu ülkesini ziyaretimde önce başkentte, daha sonra da kırsal kesimde ve sahil bölgesinde kaldım. Her yerde yaygın olarak hissettiğim yanmış yağ kokusuna benzer bir algı idi. Bir başka Ortadoğu ülkesinin en büyük şehrinde de aynı kokuyla karşılaştığımda son derece şaşırmıştım. Bu ülkenin diğer bir büyük şehrine seyahatimde hiçbir kokuyla karşılaştıramayacağım düzeyde çok hafif ve güzel bir kokusu olan hoş bir atmosfer içindeydim. Kuzey ülkelerindeki seyahatlerimde arka fonda Dostoyevski’nin yer aldığı kütüphane ve kafeterya karışımı bir koku algılıyordum.
Sizler de yaşadığınız şehirlerin kokusunu hissetmeye hazır mısınız?
Maria, A. El, Urban Smellscape: The Pheromones of a City and the Sense of Place, Conscious Cities Anthology 2018: Human-Centred Design, Science, and Technology.
Grosvenor, E., Sent in Literature: The Best Smelly Writing, Archiv Es October 2014, RSS Feed.
Leimbach, T., PhD researcher, University of Technology Sydney, The Conversation, January 16, 2017.
Traverso, V., Learning About Cities by Mapping Their Smells, Atlas Obscura December 8 2017.
Fjellestad, D., Towards an Aesthetics of Smell, or, The Foul and The Fragrant in Contemporary Literature, CAUCE, Revista de Filologia y su Didactica, no: 24, 2001, 637-651.
HARZEMŞAH HAFIZOĞLU
