TEVFİK FİKRET

26 Aralık 1867’de İstanbul’da doğan büyük Türk şairi Mehmet Tevfik Fikret 12 yaşında yetim kalmıştır. Hacca giden dayısının yolda koleradan ölümü, sürekli şiddet uygulayan sarhoş bir kocanın dayağıyla kız kardeşinin yaşamını yitirişi, sürgüne gönderilen babasını göremeden sürgünde ölüşü, kendisinin de bir süre tutuklanması ve bir müddet polis gözetiminde tutulması gibi trajik olaylar Fikret’in yaşamında silinmez izler bırakmış, eserleri üzerinde ciddi etkileri olmuştur. Galatasaray Lisesi’ni birincilikle bitiren şair, Hariciye İstişare Kalemi’nde göreve başlamışsa da buradan ayrılarak Galatasaray Lisesi’nde Türkçe öğretmeni oldu (1894). Daha sonra Robert Kolej’in Türkçe öğretmenliğini kabul ederek yaşamının sonuna değin burada görev yaptı. 19 ağustos 1915’de İstanbul’da öldü.

Galatasaray Lisesi’nde okuduğu yıllarda şiir yazmaya başlayan Fikret’in ilk şiiri Tercüman-ı Hakikat’te yayınlanmıştır (1884). Tanzimat’la birlikte edebiyatımızda da başlayan ve ancak sadece biçimde kalan yenileşme, Fikret’le birlikte özde de yenileşerek çağdaş şiirimize yol açan bir kapı olmuştur. Önceleri eski tarzda bilinen konularda yazan şair sonraları sosyal konu ve sorunları işleyen şiirlere yöneldi. İlk dönemlerinde Ekrem – Hamit Okulu denilen yeni şiirin usta şairlerinden, özellikle Recaizade Ekrem’den, etkilendi. 1896’da Servet-i Fünun dergisinin yönetimini üstlenmiş, dergiye yeni değerler kazandırmış, gerçekçi hümanist şiirin öncülüğünü yapmıştır. Tarih-i Kadime Zeyl ve Sis gibi şiirleri büyük yankılar uyandırmış olup etkileri günümüze kadar uzanmaktadır.

Çağdaş düşünceleri ve serbest fikirleri nedeniyle iki kez tutuklanmış fakat delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştır. Atatürk’ün çok sevdiği bir şairdi. Geleceğe yönelik modern fikirleriyle Mustafa Kemal’i de etkilemiş, şiirlerinin basım ve yayımının yasaklandığı dönemde bile büyük kumandan şairin şiirlerini okumaktan çekinmemiştir. Fikret’in Fransız şairi Francois Coppee’den etkilendiği söylenir. Çağdaş şiirimizin kurucusu sayılan Fikret’in en büyük kusuru Türkçe’yi şiir dili için yeterli görmeyip diğer Tanzimat şairleri gibi ağdalı bir Osmanlıca kullanması olmuş bu da yeni nesiller için ilgi çekmeyen ve okunmayan bir şair oluşundaki en önemli neden olarak yerini almıştır.

Eserleri Rübab-ı Şikeste (1900), Haluk’un Defteri (1911), Rübabın Cevabı (1911), Tarih-i Kadim olup çocuklar için yazdığı şiirleri de Şermin (1914) başlıklı bir kitapta toplamıştır.

KAFASINA GÖRE DERGİ – 23.SAYI – AKLA İLK GELENLER

 

Yazıyı paylaşmak ister misin?