ÇÖPLÜK
Kış sona erip de baharın ılık esintileri dalga dalga yayılırken, iş çıkışı vakit geçirmeden eve gelip, biraz yüksek sesle “Kim benimle yürüyüşe geliyor?” diye seslendiğimde, ilkokula henüz başlamamış olan kızım bağırarak herkesin duyacağı şekilde “Beeeeen!” diye yanıtlıyordu. Başka gönüllü yok. Eşim yemek hazırlığında, ilkokul sonda olan oğlum bilgisayar oyununa takılmış, ayrılması imkansız. Bir yıl önce ailece başladığımız yürüyüşe, minnacık eliyle küçük parmağımdan tutarak yanımdan ayrılmayan kızımla ikimiz devam ediyoruz. İki kilometreye yakın yürüyüş yolumuz önce kampüsün ana caddesini izliyor, uygun bir noktadan dönerek büyük bina bloklarının arkasındaki dar ve labirent gibi keskin köşeli dar kavisli boşluklardan geçip bir süre sonra küçük bir tepeye tırmandığında denize ve şehre nazır, havaalanını gören, güzel manzaralı büyük kaya bloklarına geliyor, orada verilen dinlenme molasında beraberimizde getirdiğimiz bisküvi, kraker, gofret, meyve sularından oluşan nevalemizi yiyip içtikten sonra, ağaçlar ve çalılar arasından giden yarı gizli bir patikayı izleyerek eve ulaşıyorduk.
İlk yürüyüşlerimizden birinde labirentteki köşelerden birinde büyük bir çöp konteyneri gören çocuklara “Bakın, burası bir zamanlar çöplükmüş.” demiştim ve o günden sonra yürüyüş parkurumuzun adı Çöplük olarak kaldı. Diğerleri yürüyüşü bıraktığında küçük kızımı yormamak için, daha doğrusu kendim de günlük yürüyüşlerden sıkıldığım için, sadece hafta sonları yürümeyi önerdiğimde kızım üzülerek ağlamaya başlamış, şaka yaptığımı söylesem de gönlünü almam hiç de kolay olmamıştı. Artık eve geldiğimde kızımı elinde yiyecek içecek poşeti ile beni beklerken buluyor, “Baba ben hazırım.”, “Çöplüğe gidiyoruz değil mi?”, “Baba gitmiyor muyuz?” gibi sorulara muhatap oluyordum. Bu durumda, “Yorgunum.”, “İşim var.” gibi bahaneler uyduramazdınız. Hiç aksatmadan kızımla yaptığımız yürüyüşlere zaman zaman çevreden katılanlar da oluyor, bu aktivite civarın da ilgisini çekiyordu. Gripten rahatsız olduğum zamanlar bugün rahatsızım, dışarıya çıkamayacağım deme lüksüm yoktu. Hafif yağışlı havalarda bile yağmurluklarımızı giyip yürüyüşe çıkıyorduk. Yürüyüşü çocuğun ilgisini çekecek anlatılar, özellikle masallar, basit bilimkurgu öyküleri ile renklendiriyor, zaman zaman şarkılar ve marşlarla çeşitlendirerek yorucu bir aktiviteden ziyade neşeli ve coşkulu bir geziye dönüştürüyordum.
Üç yıl sonra bir başka ile tayin olduğumda sudan çıkmış balığa dönmüş, açık hava aktivitesi, doğa yürüyüşü gibi faaliyetleri tümüyle askıya almıştık. Burada hatırlanacak şeyler, düzensiz bir yerleşim içinde her çeşidinden konutlar, atölyeler, tamirhaneler, depolar, karmaşık yollar ve sokaklar, yoğun bir trafik, yaz aylarında kuruyan bir dereden ibaretti. Yeni yaşamımızdan hiç mutlu olmayan kızım arkadaşlarla birlikte olduğumuz bir gün biraz şaka biraz kinaye ile “Baba burada hiç çöplüğe gitmeyecek miyiz?” dediğinde misafirlerin sorgulayan bakışları karşısında konuyu geçiştirmek zorunda kalmıştım. Artık, yürüyüşlerimiz ve çöplüğümüz oldukça uzaklarda puslu anılar olarak kalmıştı. Herhangi bir vesileyle o günler söz konusu olduğunda kızımın durgunlaştığını, gözlerinin nemlendiğini, elimi tutarak başını omzuma dayadığını görürüm.
HARZEMŞAH HAFIZOĞLU
