KIRMIZI BAŞLIKLI SAFTİRİK

Kırmızı Başlıklı Kız bir gün yaşlı ve hasta büyükannesine yemek götürmek için yola çıkmış. Büyükanne neden hastaymış, madem hasta neden evde tek başınaymış, hastaya yemek yerine doktor götürse daha iyi olmaz mıymış, tek başına bu saftirik kızın anneannesine ne yardımı dokunacakmış diye kimse sormadan eline sepeti tutuşturup yollara düşürmüş. Adını değil, üzerine giydiği kapüşonlu pelerininin rengini bildiğimiz kızımız yolda giderken kurtla karşılaşır ve onunla koyu bir sohbete koyulur.

Durun durun durun! Bu bir masal değil mi, masal böyle mi anlatılır? Anlatılmaz tabii ama böyle de saçma masal olmaz değil mi? Yok efendim kurt Kırmızı Başlıklı Kız’ın ağzından laf alıp önden büyükanneyi mideye indirmiş ve onun kılığına girmiş. O koca pençeleriyle kıyafetleri nasıl giymiş, büyükanneyi mideye nasıl bir lokmada indirmiş diye sorgulamıyoruz. Neden? Çünkü masal böyle!

Ben Roman Kahramanları Sendika Başkanı Sufyu olarak size bu sayıda bir roman kahramanını değil, masal kahramanını yereyim dedim. Çünkü sendika üyelerimiz roman karakterlerinden çok şikâyet almaya başladım. Hiç mi iyi bir karakter yok, herkes mi kötü diye sorduklarında aklıma masallar geldi. Siz fani insanların küçükken dinleyerek büyüdüğünüz masalları ameliyat masama yatırayım dedim.

TDK’ya göre masal genellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, cin, dev, peri vb. varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan edebî tür olarak geçmektedir. Masallar özellikle çocuklara anlatılır ki kültürünü öğrensin ve anlatılandan bir ders çıkarsın. Günümüzde yazarı belli olan, konuları birbirinden farklı olan masallar da bulunmaktadır fakat tanımı bu diye masalları yermeden geçemeyeceğim. Hele o Kırmızı Başlıklı Kız’ın içinde bulunduğu saçma duruma kızmadan duramam!

Masal, romanlardan farklı olarak halk arasındaki söylentilerden doğmuştur. Bir masalın birden farklı versiyonu olduğu gibi, masal kahramanlarının ismi yöreden yöreye göre değişir. Romanın yazarı, karakteri, olayların geçtiği yer bellidir; bu yüzden onların bir sendikası var ve hakları korunuyor. Örneğin, bir yazar ana karakterini sebepsiz yere romanda öldürürse onun hakkını kim savunacak, tabii ki sendikamız! Romanın sonunda yan karakterin başına neler geldiğini okur öğrenmezse, bu durumun peşine kim düşecek; elbette Roman Kahramanları Sendikası! Ama masallar için aynı şey geçerli değil; yeri yurdu bile belli olmayan zavallı Kırmızı Başlıklı Kız’ın sorumsuz ailesine haddini bildirecek kimse yok.

Masallar halk söylentilerinden oluştuğu gibi bu söylentiler üzerine de birçok söylenti daha çıkmıştır. Bu söylentilerden birisi Kırmızı Başlıklı Kız aslında gençliğinin baharında bir bakiredir ve kırmızı kadifeden pelerini onun bekaretini simgelemektedir. Ormanda rastladığı kurt ise onu yoldan çıkarmaya çalışan günahlardan birisidir. Kurt ona samimi görünerek günaha davet etmeye çalışır ama kız buna tam inanmaz derken yoldan geçen iyi bir avcı onu ve büyükannesini kurtarır. Bu sembolik anlatım genç Hristiyanlara günahın farklı yönlerini göstermek için aktarıldığı söylenir ama bu benim değil, akademisyenlerin işi.

Tamam, masalın yazarı yok ama derleyeni çok! Günümüzde en çok tanınan derlemeciler Hans Christen Andersen ve Grimm Kardeşler. Kendileri köy köy kasaba kasaba dolaşarak halk arasında anlatılan masalları derleyip kitaplaştırmışlar. Birçok insanın yazar sandığı bu insanlar akademik sayılabilecek ciddiyette bir çalışma yapmıştır. Ben de bu yazıyı yazarken düşündüm; acaba Kırmızı Başlıklı Kız’ın hesabını Grimm Kardeşler’e mi sorsam diye. Sonunda şu sonuca vardım; derleyene değil kaynağına kız. Yani halka! Çünkü bu tuhaf anlatılar halk arasında insanların nesillerdir birbirine aktardığı şeyler. Bunların artık değişmesi gerektiği çok aşikârdır ama toplumda ne değişiyor ki bunlar değişsin. Siz yine romanlara fit olun, öpüp başınıza koyun. En azından romanlarda mantık hataları olmadan, karakterler hayatına devam edebiliyor. Yenilikler gerek mekân gerek zaman gibi roman ögeleri tarafından görülebiliyor. Bu yüzden artık masallar sadece çocuklara anlatılan basit anlatılar olarak kalıyor.

Yeni nesil masallara çok ihtiyacımız var çünkü çocuklar da dünya da değişti. Bebekler, çocuklar, gençler ve yetişkinler için ayrı ayrı masallara ihtiyacımız var. Hatta sonucunda ders çıkarılması gerekmeyen masallara; eğlencelilerine çok ihtiyaç var. Belki bu yazıyı okuyan sizler elinize kalemi kağıdı alıp yazmaya başlarsınız da benim gazabımdan birilerini kurtarırsınız.

Sufyu / Roman Kahramanları Sendikası Başkanı

Yazıyı paylaşmak ister misin?