UNUTULANLAR
Kapı çalındığında öğle için yemek masası hazırlanıyordu. Mutfaktan annenin sesi:
“Birisi kapıya baksın. Bizim yeğen gelmiştir. Yarın yurt dışına çıkıyor, bizlere Allah’a ısmarladık demeye gelecekti.”
Kapıda neşeli, yüksek sesli konuşmalar yukarıya kadar ulaşıyor ve çok geçmeden misafir dinamik adımlarla salona giriyor. Bugün orta sınıf ailemiz gecikmiş öğle yemeği için tam kadro salonda: Anneanne, baba, anne, biri lisede diğeri üniversitede okuyan iki kız ve yükseköğrenimi yeni bitirmiş bir genç. Ayrıca komşuları genç bir hanım da ziyaretlerine gelmişti. Gerek büyükler gerekse gençler kuzenlerini çok severler, özellikle her fırsatta bir araya gelerek iyi vakit geçirirler. Uzun süre bir araya gelemeyecekleri için bugünkü ziyaret olağan buluşmalarının üzerinde bir önem taşıyor.
Kuzen aile protokolü ve adabı muaşeret kurallarına uygun olarak anneanne ve annenin ellerini öpüyor, kendilerine sarılıyor, çocuklarla sarılıp öpüşüyor, misafir hanımla da el sıkışıyor. Köşede oturan baba sıranın kendisine geleceği düşüncesiyle hafifçe yerinden kalkıyor, kuzen onun yanına henüz gelmeden gençlere yönelerek onların arasına oturduğunda baba tekrar yerine oturuyor ve bir misafire söylenebilecek alışılmış cümlelerle konuşmayı başlatmak istiyor.
“Hoş geldin oğlum. Evdekiler inşallah iyidirler. Demek sen de artık aramızdan ayrılacaksın. Şimdiden hayırlı yolculuklar ve başarılar diliyorum.”
“Teşekkür ederim, bizim ev bugün de her zamanki gibi kalabalık. Babaannem, halalar, teyzem, bizim kızlar ve komşu hanımlar. Babamı bugünlerde çok az görüyorum, ya tam gün işte ya da seyahatte.”
Burada konuşmaya kadınlar ve gençler de katılınca sohbetin yönü değişiyor ve tüm aile konuşmaya başlıyor. Özellikle yurt dışı ve para konuları, iklim ve kültür farklılıkları, yemekler ve alışkanlıklar başta geliyor.
“Sakın oralardan evlenip de buraya getireyim deme.”
“Yahu bırakın çocuğu kendi haline. Bakarsınız gönlüne, kafasına göre birini bulur da evlenirse kıyamet mi kopar?”
“Adetlerimizi, geleneklerimizi bilmeyen birisi bizimle nasıl yaşayacak?”
“Boş kuruntularla gereksiz yere telaş etmeyin. Bunlar hiç de ciddi sorunlar değil.”
“Oraların iklimi soğuk ve rutubetliymiş. Ona göre kıyafetler aldın mı?”
“Yavrum yemene içmene özen göster, olur mu?”
Bir süre sonra gençler kendi aralarında hanımlar da diğer köşede kendi sohbetlerini başlatıyor. Baba uzun yıllar yaşadığı o ülkeden hâlâ canlı olarak hatırladığı ilginç izlenimlerimi aktarmaya başlamıştı ki gençler başka bir konuya geçtiler. Bunun üzerine, baba gazetesini alıyor, haberler ve köşe yazılarıyla baş başa kalıyor. Sonunda gazetenin okunması tamamlanıyor. Biraz hanımlarla konuşmak isteğiyle bir şeyler söylüyorsa da hanımların konuşmaları öylesine hararetli ki sohbetlerine nüfuz edebilmek hemen hemen imkânsız. Gülüşler espriler arasında kendileri gibi ter-ü taze konularda neşeli bir sohbetin içinde birbiriyle kaynaşmış olan gençlere baktı baktı ve nesil farkı denilen on yılların kendisinden neler götürdüğünü görür gibi oldu. Onları anlıyorsa da aynı zevkleri ve düşünceleri paylaşamıyor, uzakta kalıyordu.
Herkesin tatlı tatlı sohbet ettiği bu güzel öğle sonrası vakit öldürmenin anlamsızlığını düşünürken dünkü gazetenin kitap ekini henüz okumadığını hatırladı. Aslında, dün okumak için eline alıp birkaç sayfa sonra bir kenara bıraktığı dergiyi sehpadan alarak okumaya başladı. İlginç bazı yazılara rastladığı bu sayı iyi sayılırdı.
Okumaya öylesine dalmıştı ki vaktin nasıl geçip gittiğinin farkına varmamış, hafif serinliğiyle akşamın yaklaşmakta olduğunu fark edememişti. Belki koltukta biraz kestirmiş olabilirdi. Etrafına bakındığında salonda kimsenin olmadığını gördü. Aşağıdan gelen sesler herkesin alt katta olduğunu gösteriyordu. Eğer yeğen gitmiş de kendisinin haberi olmamışsa buna gerçekten üzülürdü. Hayır henüz ayrılmamıştı, çünkü büyükanne ile konuşması yukarıya kadar geliyordu. Çok geçmeden yeğen ev halkıyla vedalaşıyor, her yıl tatil dönemlerinde geleceğine söz vererek ağlayan anneanneyi teselli ediyordu. Baba, yeğenin vedalaşmak için yukarı çıkacağını düşünerek, salonun kapısına kadar gelmişti, fakat yukarı gelen olmuyor. Candan vedalaşma sesleri arasında misafirin sesi uzaklaşırken, dış kapı kapanıyor, herkes yukarı geliyor. Anne “Umarım çocuk oralarda rahat eder, sıkılmaz.” temennisinde bulunuyordu.
Kahkahalar, yüksek sesli konuşmalar ve hareketli bir günün ardından sakin bir yaz akşamı. Tüm aile tekrar salondayız. Büyük bir sükunete ihtiyaçları varmış gibi, kuzen gittiğinden beri henüz kimse bir kelime konuşmadı. Baba kitap ekini okumaya devam ederken sessizliği bozmak istiyor. “İleri yaşlarda insanın maddi sorunları olmamalı ki huzur içinde yaşayabilsin. Bugünler için Allah’a binlerce şükürler olsun.” Anneanne ile anne gönülden “Amin!” derken çocuklar televizyondaki filme odaklandıklarından babalarının ne söylediğinin farkında olmadılar.
HARZEMŞAH HAFIZOĞLU
