MAHCUBİYET VE MASUMİYET

Birkaç gündür hanımların telaşından, kulağına çalınan kermes, stand, örgü gibi kelimelerden önümüzdeki günlerde bir faaliyet olacağının farkındaydı. Bir akşam eşi “Yarın sabah Miracle AVM’de dört gün sürecek sergimiz açılıyor, biz arkadaşlarla beraber erkenden gidiyoruz. Yemekler hazır, ısıtıp yersin. Umarım akşama yemek saatine kadar dönerim.” sözleriyle konuyu açıklığa kavuşturdu. Erkeğin bir şeyler söylemesini hafif bir heyecanla bekleyen kadın, “Tamam, olur.” sözlerini işittiğinde bir müddet durarak eşine bakıyor sonra önüne dönerek el işiyle meşgul oluyordu.

Sabah uyandığında herkes gitmiş, sıcak çay ve kahvaltı masası kendisini bekliyordu. Hava güzeldi. Dışarı çıkıp biraz dolaşmak, yeni kitap ve dergileri gözden geçirmek istiyordu. Gelişigüzel, amaçsız dolaşmaktan, daha önce defalarca gözden geçirdiği kitabevi raflarını tekrar incelemekten sıkılarak eve döndü. Okunacak kitaplar, dergiler, gönderilen makale ve anlatılar, taslaklar ve karalamalar çalışma masasını adeta işgal etmişti. Koltuğa oturduğunda, iki gün içinde tamamlayıp göndermesi gereken yazılı metni önünde buldu. Yazıyı gözden geçirdiğinde, özenmeden aceleyle hazırladığını, anlatım, dil ve kurgu açısından tümüyle olumsuz nitelikler taşıdığını, yeniden yazılmasının gerekli olduğunu düşündü. Diğer birkaç yazı da aynı durumda kendisinden büyük emek ve sabır bekliyordu. Sadece 24 saat olan günler çalışmaları için yeterli değildi, zamanı ise daha fazla uzatamazdınız. Çoğu kişi yazmanın kolay bir uğraş olduğunu düşünür, fakat yazarların bir kelime bir cümle için sözlükler ve kitaplar arasında saatlerini harcadıklarını bilmezler. Gözden geçirilmesi ve incelenmesi için kendisine gönderilmiş, yararsız çağ dışı bilgilerle dolu olan çoğu kitap ve makalelerin ayıklanması da yazar olarak kendi sorumluluk ve birikimine bırakılmıştı. İşte, kahramanımız şimdi bu zor görevlerin arasındaydı.

Akşam olurken eşi aradı ve “Yemeğe geç kalacağım, beni bekleme.” diyerek mazeret bildirdi. Oldukça geç dönen ve yorgun görünen kadın mutfağa geçerek bir şeyler yiyip oturma odasına döndü. Birkaç defa göz göze geldiklerinde eşinin ilk günün atmosferinden ve faaliyetlerinden bir şeyler anlatmak istediği anlaşılıyordu, fakat kadın eşini gazete okurken gördüğü için vazgeçti. Kızı “Anne yarından itibaren ben seni sabahları bırakır akşamları alırım.” diye öneride bulundu. Anne: “Teşekkür ederim. Son akşam sen oraya gelme ben arkadaşlarla birlikte döneceğim.” Bir ara kadına “Eğer yorgun değilsen çay hazırla da içelim” şeklinde ricada bulundu. Çaylarını içer içmez gözleri kapanmakta olan kadın gecikmeden yatak odasına geçti.

İkinci gün uyandığında gene evde kimseler yoktu, fakat kahvaltısı hazır, çayı da kaynıyordu. Bugün de dünkü gibi sabah okumalarına ayırdığı zamanda çağdaş bir yazarın son yayınlanan eseriyle meşgul oldu. Daha sonra dün üzerinde durduğu yazıyı ele alarak üzerinde yaklaşık iki saat çalışmasına karşın bu haliyle öykünün dergiye gönderilip gönderilmemesi konusunda kararsızdı. Yeni bir anlatıya başlasa iki günde tamamlayabilir miydi? Gözden geçirilmesi gereken birkaç kitap ve dergi ise masanın kenarında el değmeden duruyordu. Zaman böylece sonuçsuz çalışmalarla akıp gidiyor akşam oluyordu. Akşam saatlerinde eşi döndüğünde kendisine “Kusura bakma, yollar kalabalıktı, biraz geciktik.” dediğinde onu “Önemi yok.” diye cevapladı.

Üçüncü gün diğer iki günden farksızdı. Yeni öyküsü iyi gidiyordu. Yazıyı tamamlayabileceği ümidiyle çalışmasını son şeklini alacak şekilde titizlikle hazırlıyordu. Yorulduğunda kitap ve dergilere dönüyordu. Şimdiye kadar zamanında yetiştiremediği bir yazı olmadığını düşündüğünde bu yazının mutlaka zamanında tamamlanmasının önemi ortaya çıkıyordu. Yine akşam ve eşiyle birlikte mutfak masasında yemekteler. Eşi onun çalışmalarına karşı her zaman saygılı, her zaman ilgili. Kendisi evde yokken ne yaptığını, çalışmalarının nasıl gittiğini sormayı da ihmal etmiyordu.

Dördüncü gün uzun ve yorucu bir gün oldu. Gayretin elinden hiçbir şey kurtulmaz derler ya, sıkıcı, stresli ve yorucu saatlerin sonunda üslubundan, kurgusundan ve dilinden tatmin olduğu anlatı nihayet tamamlandığında divana geçerek uzunca bir süre kendini dinlenmeye bıraktı. Yeterince dinlendiğinde birkaç gündür bakamadığı dergileri gözden geçirmeye başlamıştı ki zaman uçup gitmiş yine akşam olmuştu. Son günleri olduğu için derlenip toparlanma nedeniyle eşi gecikeceğinden onu beklemeden yemeğini yalnız yedi. Kadın eve dönüşte oldukça yorgun görünüyor, gülümseyen bakışlarının ardında bir mahcubiyet, çocuksu bir utangaçlık, hatta belli belirsiz bir üzüntü hissediliyordu. Okuduğu bir dergiye daldığı için, eşi ile kızının son gün ve kapanışla ilgili anlattıklarına ve değerlendirmelerine pek dikkat edemedi. Kadın ona sevgi dolu bir gülümseme ile bakarak “Kusura bakma. Seni dört gündür yalnız bırakıp bırakıp gittim de hiç şikâyetin olmadı. Sağ ol! Ne kadar iyisin!” dediğinde içinde bir şeylerin devrildiğini, alt üst olduğunu anladı.

Erkek “Ne kadar tuhaf!” diye düşündü. “Erkek ve kadın farklı birer dünya, birinden diğerine her zaman yol olmuyor.” Aniden kendini mahcup hissetti. Yüzü kızarmış, vücudunda bir sıcaklık dalgası yayılmıştı.

HARZEMŞAH HAFIZOĞLU

Yazıyı paylaşmak ister misin?