AÇLIK
Knut Hamsun’un Yaşamından Kesitler – I*
Eserleri gençlik yıllarımızda başucu kitaplarımız arasında yer alan ve Açlık romanı ile özdeşleşen Knut Hamsun İskandinav edebiyatının en büyük yazarlarından biridir ve belki de en tanınmışıdır (2). Geçimini zorla sağlayan ailede Baba geçici terzilik yapmakta bir çitçi kızı olan annesi ise kalabalık ailenin bakımıyla ilgilenmektedir. Hamsun ailedeki yedi çocuğun dördüncüsü olarak 4 ağustos 1959 da Norveç’in güneyinde yer alan Guldbrandsdal’daki Lom yerleşme biriminde dünyaya geldi ve Knud Pedersen adını aldı. Dayısı rahip Hans Olsen kuzeyde bulunan Hamaröy kasabasına göç ederek orada kendine bir iş kurmuş ve yakındaki Hamsund yerleşim biriminde ise bir çiflik satın almıştı. Çiftliğin işlerine yetişemediği için kardeşinin ailesini çiftliği işletmesi için davet etti; onlar da gelerek çitliğe yerleştiler. Norveçlilerde adet olduğu üzere, yazar sonradan bu yerleşim biriminin adı olan Hamsund’u adına ekleyecektir.
Hamaröy, vahşi dağ güzelliği, uzun deniz manzarası ile çok farklı bir dünya oluşturan, çocukların çiftlikteki hayvanlar ve çevrelerindeki doğa ile uyum içinde yaşadıkları ve Hamsun’un kayıp cennet olarak hatırladığı gerçek çocukluk yurduydu. Amcası bir zaman sonra aileden oturdukları çiftliğin parasını istediğinde ödeyemeyeceklerinin anlaşılması üzerine sekiz yaşındaki Hamsun’un dayısının yanına giderek onun yanında çalışması kararlaştırıldı.
Çok sert ve disiplinli olan parkinson hastası dayısının evinde köle gibi çalıştırılan çocuğun yaşamı kâbusa döndü: aşırı iş, aşırı dayak, sürekli azar ve hakaret. Çok ender durumlarda verilen serbest zamanlarda ormana gidiyor veya kilise bahçesinde mezar taşları ve haçlar arasında hayaller kurarak, yüksek sesle kendi kendine konuşarak dolaşıyordu. Bir gün mezar taşları arasında bir diş bularak yapmakta olduğu bir oymada dekoratif amaçlı kullanmak üzere cebine koyar. Dişin sahibi olan kırmızı sakallı bir denizcinin hayaleti yatak odasının penceresinden çocuğa görünerek onu korkutmaya başlar. Korku içindeki çocuk mezarlığa giderek önünden kayıp giden bir görüntünün ardında dişi gösterilen yere atıp süratle eve geri döner. Fakat kırmızı sakallı hayalet onu korkutmaya devam ediyor, iç dünyasında egemenliğini sürdürürken günlük yaşamını cehenneme çeviriyordu. Bir gün kendisine bakmakta olan hayaletin alnına dokunur ve ona ayrılmasını söyler. Sonunda hayalet yeniden önünde göründüğünde çocuk dişin hayaletin ağzındaki yerinde olduğunu fark eder. Hayaletin ziyareti sona ermişse de bu kâbus ömür boyu çocuğun hafızasından silinmemiştir: “Ölüler âleminden gelen bu kırmızı-sakallı haberci çocukluğuma anlatılamaz acı ve mutsuzluk getirdi ve bana çok zarar verdi.” (1)
Çiftlikte veya ofiste çalışmadığı zamanlarda, hatta iyi havalarda, arkadaşlarının dışarıda oyunda olduğu zamanlarda bile, bir Hristiyan grubuna Kutsal Kitap veya dini yazılar okumaya çağrılıyor, zaten çok az olan serbest güzel zamanları böylesine heba olup gidiyordu (1). Burada onun için yararlı olan tek şey Hans Olsen dayının evinde bulunan kitaplığın Hamsun’un kullanımına açık olmasıydı. Orada okuduğu tarihi eserlerde İngilizlerin gerek Norveç gerekse Danimarka’ya karşı küstah ve saldırgan politikası ve Kopenhag’ı bombalaması ile ilgili anlatılar kendisinde ömür boyu sürecek bir anglofobi oluşmasına neden olur.
Hamsun beş yıllık çalışmanın sonunda dayısından 1873 de ayrıldı, fakat bu dönemin etkisi tüm yaşamı boyunca otoriteden nefret etmek, yaşlı ve sakatlardan tiksinmek şeklinde kendini gösterdi. Hamaröy’e dönerek 16 yaşına kadar bir mağazada çalıştı; bir müddet bir arkadaşı ile birlikte daha sonra ise tek başına Norveç’in kuzeyinde çerçilik yaptı. Bu seyyar satıcılık dönemini Edevart ve August’un dünyası olarak August Üçlemesi’nde yazıya dökmüştür. Bir ayakkabıcının yanında çalıştığı çıraklık döneminde işini benimsememiş ve mesleği fazla öğrenmeden çıraklığı bırakmıştır. Hjörundfjord’da yerel bir okulda bir dönem öğretmenlik yaptıktan sonra Bö’de belediye sicil memuru yardımcısı olarak göreve başladı. Okuyan ve kültürlü bir insan olan sicil memuru ve ailesiyle oluşturduğu iyi ilişkilerin sonucu geniş kütüphanelerinden serbestçe yararlanmıştır.
Bir kuzey kenti olan Trömso’da 1877 de yayınlanan ve 18 yaşındaki Hamsun’un ilk eseri ‘Norland’dan Bir Aşk Hikâyesi’ alt başlıklı Esrarengiz Biri zamanının popüler duygusal eserlerine benzeme çabasında çocuksu, basit bir eserdir. 1878 de bir yayıncıyı ikna ederek Uzlaşma başlıklı şiirini yayınladı. Hamsun’un daha sonraki eseri, kendisinin özel olarak bastırdığı ve öncekilerden kompozisyon bakımından farklı olan Björger’dir. 124 sayfalık eserde, kendisini 12 yıl sonra olgunluğa götürecek olan belirgin Hamsun üslubunun ışıltılarına tek tük rastlanmaktadır.
Bu erken döneminde Hamsun form ve içerik bakımından, kendileriyle daha sonra tanışacağı iki yazarın etkisi altındaydı: Kristofer Janson ve Björnstjerne Björnson. Bu yazarlar eski Norse Sagaları’nın dilinden Björnson’un yeniden canlandırdığı kısa, kitabe tarzı cümlelerle yeni bir üslup geliştirmişlerdi. Björnson Hamsun’u daha sonra işleyip saflaştırarak ustalığının zirvelerine çıkaracağı bir üslupla tanıştırıyor, genç Hemingway de kendisini ona çırak addederek bunu Amerikan edebiyatına takdim ediyordu. Hamsun bu üsluba roman, hikâye ve oyunlarında, özellikle Pan ve Victoria’da tekrar tekrar dönmüştür. (1, 3, 4)
Danimarka’ya giderek orada yeni eserlerini yayınlatabilmek için başvurduğu zengin bir yardımseverin sağladığı para yardımıyla önce bir sahil kasabası olan Öystese’e gitti. Kendisine çekidüzen vererek çalışmalara başladığı bu şehirde, hiç unutamadığı ‘yüzünde güneş ışıltısı’ olan Marta ile tanışmışsa da yazmakta olduğu Frida’ya tüm zamanını ayırması ve genç kızla ilgilenecek zaman bulamaması nedeniyle ilişkileri fazla gelişemedi (1). Daha sonra Danimarka’ya geçerek bazı yazarlarla görüşmeler yaptıysa da başarılı olamadı ve geri döndü. Danimarka dönüşü elinde Frida’nın el yazması olduğu halde iki gün bekleyerek görüşebildiği Björnson eseri hakkında olumlu bir görüş bildirmedi, ancak bir tavsiye mektubu verdi. O sıralarda Norveç’i ziyarete gelen İsveç Kıralı Oskar II’yi görmeye giderek dileğini ona da iletti. Frida’nın el yazması sonradan kaybolup gitmiştir.
Hamsun iki yıl Toten civarında çeşitli yol yapım projelerinde çalıştığı dönemi 1906 – 1909 yıllarında yayınladığı Göçebe Üçlüsü’nde duyarlı biçimde dile getirmiştir (5). Hamsun’un kart oyunlarına ve içkiye düşkünlüğü bu zamanlarda başlamıştır. Bu dönemden olup da basılan tek yazısı Vardal’dan isimli hikâyedir. Her ne kadar, yaşadığı bu doğal hayat, kızlar, kart oyunları, içki partileri, güzel ormanlık manzaralardan zevk almakta ise de kendi hayatının bu olmadığını biliyor, er geç ayrılıp gitmesi gerektiğini düşünüyordu.
Hamsun arkadaşlarının ve çevresinin yardım ve teşvikleriyle, Björnson’un tavsiye mektubunu da alarak, Amerika’ya gitmeye karar verdi. 1882 de kendine yeni bir takım elbise satın alarak Hamburg’a seyahat etti, oradan da Oder isimli buharlı gemiyle, yolculuğun güncesini tutması kaydıyla, ücretsiz olarak New York’a hareket etti.
Norveç gibi küçük ve az nüfuslu bir ülkeden sonra kendisini ziyadesiyle şaşırtan New York’da Norveçli gruplar ve bazı önemli kişilerle tanıştı ve Norden dergisine verdiği iki şiiri yayın için kabul edildi. Gerek Björnson’un tavsiye mektubu verdiği arkadaşı Prof. Anderson gerekse Amerika’da yerleşmiş olan kendi kardeşine yaptığı ziyaretlerden hoşnut kalmadı. Björnson üzerine çeşitli yerlerde verdiği fazla ilgi görmeyen konferanslar, Bjönson’un Hristiyanlığa saldırıları dolayısıyla kilisenin kendisine karşı çıkmasına neden oldu. Yazdığı kısa hikaye Korku otobiyografik bir skeç olup Madelia’da kaldığı üç aylık süredeki bir olaya dayanır.
Yazar ve Unitarian kilisesine mensup Rahip Kristofer Janson ile Medelia’da verdiği konferansta tanıştı ve bir süre sonra onun sekreteri olarak çalışmaya başladı. Chicago’daki Norden dergisinde arkadaşı ve işvereni Janson’u savunmak için yayınladığı yazı Hamsun’un Amerika’da bu dönemde yayınlanmış tek yazısıdır. Janson için bir faaliyet olarak Eski Mısırlıların Dini ve Unitarianism’in Tarihi başlıklı konferanslar verdi. Bu arada kendisine ileri seviyede tüberküloz teşhisi kondu ve ancak üç aylık bir yaşam süresi tanındı. Sonraları kocasından ayrılarak Judith Keller isimli tanınmış bir romancı olan, Kristofer Janson’un eşi Drude Janson Hamsun’un bakımı ile ilgilendi (1). Memleket havasının sağlığını kazanmasına daha iyi geleceğini söyleyerek Norveç’e dönüşü için Jansonlar yardım organizasyonu düzenlediler.
23 Eylül 1884 de Kristiania (Oslo)’ya döndüğünde kendisini yalnız, sefil, arkadaşsız hisseden, yaşayabileceğinden emin olamayan Hamsun Valdres vadisine giderek bir dönem orada kaldı ve çok yakın dostluk ve arkadaşlıklar edindi. Bu dönemde sağlığının tümüyle düzelmesi Valdres vadisindeki havanın iyileştirici özellikleri üzerine kendisinde mistik bir inanç oluşturmuştur.
Aftenposten gazetesinde Amerika izlenimlerini konu alan üç makale yayınladı. Daha önce yazdıklarını hatırlatan, Yaşamdan Parçalar başlıklı çok duygusal bir kısa hikâyesinin Dagbladet’te 1884 de yayınlanması üzerine aldığı cesaretle yazmaya devam ediyordu. Bu dönemde üzerinde en önemli etkisi olan yazar Mark Twain’di ve daha sonra ustası olacağı Twain tarzı üslubu zevkle kullanmaktaydı. Nu illustreret Tidende’ye verdiği bir yazıda soyadı baskı hatası olarak Hamsund değil de Hamsun olarak çıktığında yazar bu yanlışlığı düzeltmedi ve bundan sonra tüm yaşamı boyunca yazı ve eserlerinde bu ismi kullandı.
1885 sonlarına doğru aniden Kristiania’ya döndü ve bir kez daha, 1880 de olduğu gibi, Açlık romanına malzeme oluşturacak açlık ve sefalet günlerinin acı tecrübeleri başlıyordu. “İş arıyordum, bulamıyordum. Çok fakirdim. Elime bazen bir gazete yazısından sadece birkaç kron geçiyordu (1)”. 1886 Nisanında Valdres’e dönerek August Strinberg üzerine iki konferans verdi; birincisinde beş ikincisinde ise yedi kişi vardı. Yeniden hazırlanan ve Dagbladet gazetesinde önceden duyurulmasına rağmen, Kjelland ve Strindberg üzerine verilen konferansların ilgi çekmeyişi ve katılımın az oluşu karşısında gururu incinmişti. Yolculukta, Günah, Yalan, Yetenek hikâyelerini Amerikan medeniyeti üzerine yazdığı yazılarıyla birlikte Dagbladet’e verdi. Yolculukta hikâyesinde Hamsun’un ilk defa kendi sesini bulduğu ifade edilmektedir.
Konferans turunun fiyasko ile sonuçlanması, ödenemez hale gelen borçlar, editörlerin karşısında hissettiği aşağılanmalar karşısında yeniden Amerika’ya dönme kararı verip Geisir gemisiyle Amerika’ya hareket ederek 3 eylül1886 da New York’a ulaştı. Chicago’da dokuz ay süreyle tramvaylarda çalıştığı dönemde yazdığı Kadınlar İçin Zafer adlı hikâyesi bir kondüktör olarak Hamsun’un yaşamından ilginç ayrıntılar aktarır. Çok soğuklarda kendisini sıcak tutması için çamaşırlarının altına gazete kâğıdı koyduğunu anlatır (1). 1886 kışında Geisir’de yaptığı yolculuğu anlatan iki bölümlük seyahat yazısı eylül ayında Dagbladet’te yayınlandı.
Chicago’dan Minneapolis’e giderek yeniden Kristofer Janson ve içki içmeyen genç Norveç – Amerikan Hristiyan grubuyla karşılaştı ve onların dergisi Password için Noveççe’den İngilizce’ye çeviriler yapmaya başladı. Janson’un kendine verdiği bir odada kalıyor, geniş kütüphanesinden yararlanıyor, özellikle Dostoyevski üzerine okumalar yapıyordu.
Geçici işçi olarak çalıştığı ve Bonanza Farms adını verdiği dev çiftliklerde günde 15 saat güneş altındaki ağır çalışma koşulları ile hayvanların maruz kaldığı feci muameleler kendisinde Amerikan kapitalizminin korkunç yönünü bir ölçüde görmesini sağlamıştır. Zachaeus, Prairie’de, Serserilik Günleri bu günlerden kalan öykülerdir (6). Kendisinden edebiyat yeteneği hariç bir farkı olmayan serseriler ve göçmen işçilere karşı daima sempatik bir yakınlık duymuştur.
Kış başında çalışmaya başlayarak hazırladığı, 11 Aralıkta başlayıp 12 Şubat 1888’e kadar sürecek ve çeşitli yazarlar ve edebiyat konularını kapsayacak olan konferans programı iyi destek görmesine karşın Norveç’e dönmeye karar veren Hamsun için gereken sonucu sağlayamadı. En eski Danimarka – Amerika gemilerinden biri olan Thingvalla üzerinde seyahat ederek Kopenhag’a ulaştı, pardösüsünü bir rehinciye bırakarak elindeki birkaç kronla ucuz bir oda kiralayarak son hızla yazmaya başladı.
“Şimdi gerçek bir konu kafasının içinde çatlıyor kıvılcımlar sıçratarak sinirlerine doğru çınlayarak yanıp sönüyordu. Elbiselerinin kokusunu, ellerinin üzerindeki nefesi, yakılan kibritin sesinin çarpıntısını yazmak istiyordu.”(1) Ateşler içinde tümüyle yeni gerçeklerden oluşan izlenimleri yazmaya başladı: “Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir Kristiania’da aç acına sürttüğüm günlerdeydi…” Yazdığı bölümleri Politiken gazetesi müdürüne götürdü. Brandes bu karşılaşmayı şöyle anlatıyor: ‘Ondan daha düşkün başka bir insan pek az görmüşümdür. Düşkünlüğü elbisesinin yırtık pırtık oluşundan ötürü değildi yalnız. Ya o yüzü! Müsveddeyi geri veriyordum kendisine, çok uzundu. Ama birdenbire kelebek gözlüğü gerisinde gözlerini, gözlerindeki ifadeyi gördüm. Geri çeviremezdim, hiçbir şey diyemedim.’ Okudukça daha derinden etkileniyordu. El yazmasını evine götürmüş, bütün gece okumuştu. Gözde dergilerden Ny Jord’a vererek basılmasını sağladı. Açlık romanından parçalar, böylece ilkin 1888 de yazarın adı verilmeyerek bu dergide yayımlanmış oldu.”(2)
* Bu yazının hazırlanmasında esas olarak 1 No’lu kaynaktan yararlanılmış, bunun yanında, Behçet Necatigil’in Knut Hamsun’dan çevirdiği eserlere yazdığı önsözlerden de faydalanılmıştır.
- Ferguson, R., Enigma – The Life of Knut Hamsun, Farrar, Straus & Giroux, 1987 New York, 453 pp.)
- Hamsun, K., Açlık, Çev. B. Necatigil, Varlık Yayınları, 2016 İstanbul, 158 s.
- Hamsun, K., Pan, Çev. B. Necatigil, Timaş Yayınları, 2011 İstanbul, 221 s.
- Hamsun, K., Victoria, Çev. B. Necatigil, Timaş Yayınları, 2013 İstanbul, 157 s.
- Hamsun, K., Göçebe, Çev. B. Necatigil. Timaş Yayınları, 2014 İstanbul, 504 s.
- Hamsun, K., Serserilik Günleri, Çev. B. Necatigil, Varlık Yayınları, 1965 İstanbul, 96 s.
HARZEMŞAH HAFIZOĞLU
