HALKANIN KAPANIŞI

Knut Hamsun’un Yaşamından Kesitler – III*

Hamsun, Açlık’la başlayıp Pan ve Victoria’yı izleyerek Göçebe Üçlüsü’ne kadar ulaşan eserlerin yayınlanmasıyla dünyanın en tanınmış yazarları arasına girmişti. O bir fenomendi, her yazdığı ve konuştuğu şey dikkati çekiyordu. 1908’de yapılan bir kutlamada Norveçli büyük yazar Björnson Hamsun’u yaşayan en büyük Norveç şairi olarak tanımlamıştı. 26 Nisan 1910’da Björnson’un Paris’te ölümü üzerine yazdığı şiirle saray şairi görevini üzerine alıyor, devlet şairi cübbesi de üç ay sonra kapsamlı ellinci yaş günü kutlamaları sırasında resmen kendisine giydiriliyordu (1). Norveç’in geleceği artık Hamsun’un geleceğiydi. Tüm çağdaş yayıncılar kendisini coşkuyla kutluyorlar, yeni Norveç kralı Hamsun’a St. Olaf nişanı vermeyi öneriyordu. Almanya ve Rusya’daki popülerliği nedeniyle yazdıklarından oldukça fazla para kazanıyordu. Rusya’da üç farklı yayınevi Hamsun’un toplu eserlerini yayınlamaktaydı.

Yaşamın Kıskacı’nda şimdiye değin yazdığı oyunlar arasında gerek sanatsal yönüyle gerekse ekonomik olarak en başarılı olanıydı. Oyun bir zamanların güzel sahne şarkıcısı Juliane’nın kariyerinin alacakaranlığını izler. İlk temsili 1910 Kasımında Kristiania’da yapılan oyun beş yıl boyunca başarılı bir şekilde Almanya’daki tiyatrolarda ve Moskova Sanat Tiyatrosu’nda sahnelenmiş özellikle Moskova Sanat Tiyatrosu oyuna karşı büyük yakınlık göstererek 1932’den sonra yeniden temsillere başlamıştır. Almanya ve İskandinavya’da da eser yüzyıl boyunca aralıklarla temsil edilegelmiştir.

Hamsun çocukluk yıllarının geçtiği Hamaröy’de bir arazi alarak eski güzel günlere dönmek istiyordu. Babası öleli birkaç yıl olmuştu. Orada Skogheim çifliğini satın alıp düzenleme ve bakım işlerinden sonra ailece çiftliğe yerleşerek sebze, meyve ve hayvan yetiştiriciliği gibi çiftlik işlerine yöneldiler. Marie’den iki erkek ve iki kız çocuğu oldu. Fakat sürekli çiftlikte kalamıyor yeni eserlerini yazmak için Norveç’in tenha ve sakin yerlerindeki otellerde konaklıyordu. Ülkenin kuzeyindeki Hamaröy’de büyük şehirlerden uzakta yaşamanın getirdiği sıkıntı ve zorluklar nedeniyle çiftliği satarak Norveç’in güneydoğu sahilinde bulunan Larvik’te bir villa satın aldılar. Hamsun ailesi bu yeni villadan da pek memnun kalmadı ve burası da satılıp 1918’de Nörholm’da deniz kıyısında herkesin hoşuna giden bir villa satın alındı. Artık burası Hamsun’un yaşamının sonuna kadar kalıcı mekânı olacaktı.

Bu yıllarda birbirinin devamı olan ve Segelfoss kitapları olarak da bilinen iki roman üzerinde çalışıyordu. Genel özellikleriyle yüksek kaliteli melodram veya piyasa romanı düzeyinde olan bu kitapların yayınlanmasıyla Hamsun, kitapları en çok satan bir yazar konumuna erişti. Çağın Çocukları, bir aristokrat ile bir köylü arasındaki mücadeleyi ele alırken, devamı olan Segelfoss Kasabası ise kasaba halkının sosyal ve ekonomik geleceklerini birinciye göre daha duygusal ve acı biçimde işlemektedir. Segelfoss Kitapları daha önceki tüm kitaplarından daha fazla bir okuyucu kitlesine ulaşmıştı. Bu arada, Danimarka’da Gyldendal Hamsun’un toplu eserlerini yayınlıyordu.

Dünya Nimeti 1917’de yayınlanır yayınlanmaz Norveç kamuoyunda inanılmaz bir başarıya ulaştı. Hamsun bu romanıyla kendi insanlarına, şehir yaşantısında ve endüstrileşmede bozulan ve çarpılan insan karakterleri ve ilişkilerine karşılık toprağı yani çiftçiliği gösteriyordu. Romanın en önemli karakteri Geissler maharetli, firasetli ve tahsilli bir insan olup saf, bilgisiz insanları cesaretlendirip yüceltir. Hamsun’un bir göçebe figürü olan orta yaşlardaki Nagel kişiliğindeki Geissler esrarlı bir biçimde romandan ayrılıp gider. (1,2)

1920’de yayınlanan Pompa Başındaki Kadınlar yazarın on altıncı romanı olup bir Norveç sahil kasabasındaki yaşamın küçük ayrıntılarla tasviridir. Buradaki Oliver ve Olaus karakterleri Hamsun’un diğer romanlarında rastlanan engelliler gibi olumsuz karakter çizmekte ve korku unsuru olarak yer almaktadır. Bu karakterlerin tümüyle olumsuzlanması, büyük bir olasılıkla, kendisine yıllarca cehennem hayatı yaşatan ve bir parkinson hastası olan dayısından kaynaklanmaktadır, Kendi ailesinde de engelliler vardı; iki kız kardeşi bedensel engelliydi ve annesinin bir gözü kör olup, kulağı da az işitiyordu. Oliver’in oğlu Abel ise sevimli bir karakter olup muhtemelen Hamsun’un kendi çocukluğunu andırmaktadır.

1920 Nobel Edebiyat Ödülü, daha önceki edebi kazanımları ile Dünya Nimeti gibi idealistik bir eser ortaya koyması nedeniyle kendisine verildi. Marie kocasının cesaretlendirmesiyle hobi olarak yazmaya başlayıp 1921’de kısa şiirlerinden oluşan bir kitap yayınlamış şimdi de son derece başarılı çocuk kitapları yazıyordu. Toplu şiirlerini 1934 yılında Kış Yeşili başlığı altında yayınlamıştı.

Annesinin 1919’da ölümü üzerine, uzun ve sıkıntılı bir spekülasyonun sonucu yazdığı Son Bölüm (1923) romanları arasında en ilginç ve düşündürücü olandır. Karakterlerden biri olan Leo Magnus, Sırlar romanındaki Nagel gibi aynı metafizik ve entelektüel seviyede düşünmeye eğilimlidir. Romandaki intiharcı karakterinin Julie’ye karşı uzun konuşması muhtemelen altmışlı yaşlara girdiği dönemde Hamsun’un kendi düşüncelerinin özüdür. Ölüm hakkındaki bu kitap Hamsun’u hem fiziksel hem de yaratıcılık yönünden tüketmiştir. (1, 3)

Fobilerinden kurtulmak ve eskisi gibi yazabilme yeteneğini yeniden kazanmak için 4 Ocak 1926’da Oslo’ya giderek 18 Hazirana kadar sürecek olan kapsamlı psikoanaliz seanslarına başladı. Seanslar başarılı olmuş ve Nörholm’a varır varmaz August Üçlüsü’nün ilk kısmına başlamıştı. Sakin bir yörede bir kulübe kiralayıp kış boyu yazmaya devam ederek 1927 baharında kitabı tamamladı.

Üçlünün ilk kitabı olan Gezginler bir şaheserdir. Romanda anlatılan genç Edevart ile arkadaşı olan denizci, seyyah, sihirbaz ve yalancı August’un maceralarıdır. Huck Finn ve Tom Sawyer’ın Mississipi üzerindeki maceralarında olduğu gibi Edevart ile August ikilisi kuzey Norveç’te maceralı yaşamlarına devam ederken kendileri gibi maceracı dalavericilerle de karşılaşırlar ve Edevart’ın Pan düzeyinde bir aşk öyküsü de bu maceralarına eklenir. August olarak adlandırılan ikinci kısımda, kişilerdeki olumsuz gelişmeleri, yabancı dille konuşmayı kendi diline tercih etmek, kendi kökenlerini hor görmek gibi kültürel bozulmalar izlemektedir. 1923’te yayınlanan üçüncü kısım Men Livet Lever’de Hamsun August’u çağın ruhunun bir sembolü olarak karakterize etmeye çalışmaktadır. Gyldendal yayınevinin yayınladığı August Üçlüsü Norveç’te 1927-1933 arasında tüm satış rekorlarını kırarak sansasyonal bir başarıya ulaşmıştır. İbsen’in Peer Gynt’üne rakip olarak August Norveçliler arasında bir halk kahramanı olmuş, Gezginler ise muazzam bir okuma zevki veren kitap olarak Norveç edebiyatındaki yerini almıştır.

70. Doğum gününe yaklaşırken Hamsun’un eserlerinin Esperanto ve İbranice de dâhil olmak üzere yirmi yedi dilde çevirisi bulunuyordu. Avrupa ve Amerika’da Hamsun ve eserleri üzerine çok sayıda inceleme ve biyografi yayınlanmıştı.1929 yılında çeşitli ödüllerle taltif edilen Hamsun ancak birkaçını kabul ederken çoğunu kabul etmedi. Alman Köln Üniversitesi’nin onur doktorası teklifini, kendisinin bir çiftçi ve yazar olduğu, öğretim ve akademi kürsüleriyle yapacak bir şeyi olmadığı gerekçesiyle reddetti. Yetmişinci doğum günü vesilesiyle iki armağan kitap hazırlandı. Birincisi Almanların hazırladığı Langen Kitabı kaz derisiyle ciltlenmiş olup Thomas Mann, Herman Hesse, Robert Musil, Arthur Schnitzler, Stefan Zweig, Arnold Schoenberg ve Albert Einstein gibi Alman kültür hayatında önde gelen yüzün üzerinde kişinin yazılarını içeriyordu. Bu eser, Hamsun’un 1890’dan beri çağdaş Avrupa kültüründeki ve çağdaşları üzerindeki etkisinin gerçek seviyesini göstermesi bakımından önemli bir göstergedir. İkincisi ise Gyldendal Norveç Armağan Kitabı olup Hamsun’un Norveçli Çağdaşları ile Maxim Gorki, Gerhard Hauptman, Heinrich Mann, Thomas Mann, Stefan Zweig ve Andre Gide gibi uluslararası tanınmış yazarların kutlamalarını ve yazılarını içeriyordu. Maxim Gorki ve Thomas Mann’ın yazıları makale uzunluğunda katkılardı.(1)

Hamsun’un eserlerine tutkun olan Gorki onu bir sihirbaz gibi görüyor, Hamsun’la karşılaştırılacak bir başka yazar olmadığını, hatta onu Dostoyevski ile karşılaştırarak büyük Rus yazarından daha incelikli olduğunu belirtiyordu. Gorki yaşamı boyunca Hamsun’a sadık kalmış, hatta Nasyonal Sosyalizm’in apaçık taraftarı olmasından sonra bile onu genç Sovyet yazarlarına önermeye devam etmiştir. Gorki’nin dışında Bunin, Pasternak, Paustovski, Blok, Ehrenburg, Andre Bely gibi çok sayıda Rus yazarı da Hamsun’dan etkilenmiş ona hayranlıklarını belirtmişlerdir. Amerika’da Hemingway ve Sherwood Anderson gibi yazarlar Hamsun’un yazdığı her şeyi yutarcasına okurken, İngilizlerden ise sadece Galsworthy Hamsun’la ilgileniyordu.

1935’te sürekli olarak son romanı Halkanın Kapanışı üzerine çalışıyordu. Romandaki olaylar daha önceki birçok eserinde olduğu gibi Norveç’in güneyindeki küçük bir sahil kasabasında geçmektedir. Hamsun’un şimdiye kadar yazdığı bu en seksi romanda, erotik içgüdülerinin zihinsel bozulmasından acı çeken Olga çarpıcı bir kadın portresidir. Hayatın felsefesini yapan işe yaramaz Abel de romandaki ilginç karakterler arasındadır. Eserde Taoist felsefenin esintilerine rastlanırken, Hamsun Abel’de bilge adamı, yolu bulan, akan su gibi çaba göstermeksizin doğal yaşamı izleyen adamı, Taoist bilgeliğin ideal yaşamına yakın olan, sözel olarak belirlenen doğru ve yanlış kavramlarının zihne empoze ettiği sınırlamaların dışında yaşayan bireyi göstermek istiyordu.

Hamsun’un yazmaya fanatik bağlılığı ve despotik tavırları nedeniyle aile ilişkileri ciddi biçimde bozulmaya başlamış, karısının mutsuzluğu ve kıskançlık krizleri birkaç defa boşanma teşebbüsünde bulunmasına neden olmuştu. Hamsun’un son dönemlerinde herkesi şaşırtan politik düşünceleri ve Nazi’leri kayıtsız şartsız desteklemesi edebiyat dünyasını ve hayranlarını üzmüştür. Hamsun’un Nazilerin safında yer almasındaki en büyük etkenler, çocukluk yıllarından gelen ve daha sonra da bazı olumsuz örneklerle pekişen anglofobi, komünizmden nefret etmesi, Alman kamuoyunda çok sevilen bir yazar olması ve her zaman Almanların kendisine destek olmasıdır. Hamsun Norveç’te Quisling tarafından kurulan Nazi partisine üye olmamakla birlikte destek verdi ve Norveç’teki Alman işgal güçlerinin yanında yer aldı. Hatta Almanya’ya giderek Goebbels ve Hitler ile de görüştüğü biliniyor. Yazdığı makaleler ve gazete yazılarıyla her yönden Almanları desteklemiş,  onların kitapları yasakladığı, meydanlara yığarak yaktığı ve uyguladıkları insanlık dışı soykırımdan da habersiz olduğunu söylemiştir. Eşi Marie ile iki oğlu da Nazi partisi üyesi olup eşi Hamsun’a göre daha aktifti. Hamsunlar’ın Nörholm malikanesi Nazilerin dinlenme ve rekreasyon karargahı haline gelmişti.

2 Mayıs’ta 1945’te Hitler’in ölüm haberini aldılar. 26 Mayısta karı koca birlikte ev hapsine alındıktan sonra 12 Haziran’da Marie’yi iki gün sonra da Hamsun’u tutukladılar. Karısını tutukevine alırlarken kendisini yaşlı olduğu için Grimstad hastanesine götürdüler, oradan da Landvik’te bulunan yaşlılar evine gönderildi. 14 Ekim 1945’te Oslo’ya götürülerek 119 gün sürecek psikiyatrik incelemeye tabi tutulan Hamsun 11 Şubat 1946 da serbest bırakıldı.

Marie Hamsun üç yıllık çalışma cezasına ve ülkeyi zarara uğratma tazminatı olarak 150 000 Kron ödemeye mahkûm edildiyse de daha sonra yaptığı başvuru üzerine para cezası affedildi. Hamsun’un cezası ise 425 000 Kron’du, fakat Yüksek Mahkeme cezasını sonradan 325 000 Kron’a indirdi. Kitapları da eskisi kadar fazla satmıyordu. Tutuklandığı günden itibaren gizlice tuttuğu ve sonradan kitaplaştırmak istediği günlüğünü el titremesi ve görmedeki bozulmalar nedeniyle zorlukla yazıyordu. İki oğlundan Tore para cezasına, Arild ise hapis cezasına çarptırılmıştı. Hamsun karısını Nörholm’a almadığı için Marie oğlu Tore ve ailesi ile birlikte yaşıyordu.

Hamsun’un günlüklerinin derlenmesiyle oluşan Büyüyen Yollarda Gyldendal yayınevine önerildiyse de ortamın olumsuz olması nedeniyle kitabın satmayacağı düşünüldüğünden yayınevi bu kitabı yayınlamak istemiyordu.  Yayınevinin ikna edilmesiyle basılan ve iyi bir satış rakamı yakalayan kitap eş zamanlı olarak İsveç’te, bir yıl sonra da üç farklı yayınevi tarafından Almanya’da yayınlandı. Mayıs 1945 den Haziran 1948’e kadar olan üç yıllık süreyi kapsayan günlükler birinci şahıs anlatımı ile Hamsun’un en iyi nesir üslubuyla yazılmlştır. Kitabın gerçek değeri, Hamsun’un hayattaki önemsiz ayrıntılarda titreşen parlaklığı yeniden keşfetmesi, küçük şeylerde, ayrıntılarda ve önemsizin değerinin olumlanmasındaki neşedir. Kitabın kibarca yapılan alaycı niteliklerine Hamsun’un çocuksu, çoğunlukla hüzünlü mizahı karışmaktadır. Bir yazar olarak Hamsun’un dehası, çaba göstermeksizin, ayrıntılardaki potansiyelin sınırsız doğasını gösterebilmesindedir (1) .

91 yaşındaki Hamsun’un ricası üzerine Nörholm’a geri dönen Marie son iki yılında onunla birlikte olarak bakımıyla ilgilendi. Aradaki yıllar hiç konuşulmuyordu. Karısına “Uzun zamandır yoksun Marie. Yokluğunda konuşacak kimse yoktu Tanrı’dan başka.” diyordu. 7 Mart 1951’de Nörholm’u ziyaret eden Hamsun’un hukuk danışmanı Sigrid Stray’in anlatımına göre villa ve çiftlik son derece bakımsızdı, boyalar atmış, bazı çatılar çökmüş, bazıları da çökmek üzereydi. Hamsunlar’ın kıyafetleri çok yıpranmış olup adeta paçavralar içinde geziyorlardı. Gözleri yarı açık olan Hamsun’un uzun beyaz sakalı vardı. İyi havalarda bahçedeki sarısalkım ağacının altında oturuyorlar, akşamları ise Hamsun koltuğunda oturuyor ve Kutsal Kitap’ı okuyordu.

48 saatlik bir uykuya dalıp bir daha uyanmayan Hamsun 19 Şubat 1952’de öldüğünde Marie yanı başındaydı. Yatağının yanındaki duvarda Goethe ve Dostoyevski’nin portreleri asılıydı.

Yazımız burada sona ererken, mükemmel çevirileri ve tanıtım yazıları ile bu büyük yazarın Türk okuruna tanıtılmasındaki unutulmaz katkıları nedeniyle edebiyatımızın usta kalemi Beçet Necatigil’in hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

*Bu yazının hazırlanmasında esas olarak 1 No’lu kaynaktan yararlanılmıştır.

1) Ferguson, R,. Enigma – The Life of Knut Hamsun, Farrar, Straus & Giroux, 1987 New York, 453 pp.

2) Hamsun, K., Dünya Nimeti, Çev. B. Necatigil, Timaş Yay., 2014 İstanbul, 432 s.

3) Hamsun,K., Son Bölüm, Çev. B. Necatigil, Tur Yay., 1980 İstanbul, 421 s.

HARZEMŞAH HAFIZOĞLU

Yazıyı paylaşmak ister misin?