21. YÜZYILIN KÜÇÜK PRENSİ
2017 yılının da sonuna geldik sevgili okurlar… Ne çabuk geçti falan demeyin, bu kadar işimin gücümün arasında bu yıl yaptığım kadar çok iş hiçbir zaman yapmadım. Çünkü yıllar geçtikçe daha çok roman yazılıyor ve sendikamıza daha çok roman kahramanı katılıyor. Bu roman kahramanlarının hakkını kim arıyor? Tabii ki sendika başkanı ben ve Roman Kahramanları Sendikası.
Yine de işimden memnunum. Her gün yeni bir roman kahramanıyla karşılaşıyoruz, bazıları ele avuca alınmaz oluyor, bazıları derslerini romanlarından almamış oluyorlar. Yine de hepsini eşit derecede seviyorum. Ama bazı roman kahramanları oluyor ki hayatımızı güzelleştirmekle kalmıyor, hepimizin hayatına iyilik katıyor. Mesela Michael Ende’nin 1973 yılında yazdığı Momo adlı kitabın başkahramanı Momo!
Zamanın birinde, büyük bir kentin güney kıyısında, evlerin giderek yoksullaştığı yerde, küçük bir çam ormanında gizlenmiş ve uzuuuun yıllar önce terk edilmiş bir amfiteatrda yaşadığı söylenen bir kız çocuğu vardı. Daha doğrusu, insanlar onun bir kız çocuğu olduğunu tahmin ediyorlardı. Çünkü diğer çocuklar gibi kendisine özenle seçilen kıyafetleri değil, etrafta bulduğu eski, kirli kıyafetleri giyiyordu. Kimse onun nerden geldiğini bilmediği gibi, kimse onun yaşını da tahmin edemiyordu.
Ufak tefek bu kız, amfiteatrın deliklerinden birisine yerleşmiş, orayı ev olarak benimsemişti. Çevrede yaşayanların şefkatini kazanan bu kızın altın gibi kalbi vardı. Bir roman kahramanının nasıl altın gibi kalbi olur? Yaptıkları ve söyledikleriyle tabii ki! Arkadaşlarıyla beraber bütün gün birbirinden değişik oyunlar oynadılar. Zamanlarının neredeyse hepsi oyunla ve kahkahalarla geçiyordu. Sonra, en yakın arkadaşlarından birisi Çöpçü Beppo vardı. Onunla beraber bütün gün sabırla yerdeki çöpleri temizlerler ve Beppo’yu dinlerdi.
Momo’yu eşsiz yapan özelliklerden birisi de sabrıydı; insanları yılmadan, usanmadan, bozmadan saatlerce, hatta günlerce dinlerdi. Momo’nun yapıcı tavrı, yaratıcılığı, insanlarla olan sorunsuz ve sabırlı ilişkisi onun kalbini ‘altın gibi’ yapıyordu. Fakat, Momo’nun bu huzurlu hayatı sonsuza kadar sürmeyecekti. ‘Duman adamlar’ adında hem Momo’nun yaşadığı, hem de bizim yaşadığımız dünyanın kötü adamları ortaya çıktı. Duman Adamlar, hayatımızın en önemli şeyimiz; zamanımızın peşinde. Önce büyük şehirdeki insanların zamanlarını çalan, herkesin hayatındaki güzellikleri bir bir yok eden bu adamlar zamanla Momo’nun peşine düşüyorlar.
Momo kendini bozmadan, insanları sevgiyle, sabırla kucaklamaya devam ederken herkesin zamanını çalan bu Duman Adamlar’dan kurtulabilecek miydi? Sorunun cevabını okuyunca siz karar verin ama kendi kendinize de sorun; benim hayatımı da Duman Adamlar mı çalıyor? Kim bu Duman Adamlar?
Aklımıza işte tam burada, derneğimize ve bize iyilik katan Küçük Prens geliyor. O da bizlere yetişkinlerin sürekli rakamlarla uğraştığını, kendilerini boş işlerin peşinde tükettiğini anlatıyor. Momo da Küçük Prens gibi modern zamanın yavanlığına, zorbalığına kendine has yöntemiyle dur diyenlerden. O da gülümseyerek ve sadece konuşarak herkese unutulmaz dersler veriyor.
Ben de böyle pırıl pırıl gençlerle sayfalar arasında sıkışan, kurmacanın sınırlarına çıkamadığım hayatıma yeni sayfalar açıyorum. Tıpkı Küçük Prens’in gezegenine sığındığım gibi, gündelik hayatın hızlı akışından kaçarak Momo’nun yaşadığı amfiteatrına sığınıyorum. Çünkü benim zamanımı Duman Adamlar değil, ben çalıyorum. Çaldıktan sonra boş yere harcıyorum.
Siz de bu altın kalpli, mucizevi roman kahramanlarına kulak verim ve kendi zamanınızı kendi elinizde tutmayı öğrenin.
Sufyu / Roman Kahramanları Sendikası Başkanı
