BİR ÖLÜYE GÜVENEBİLİR MİYİZ?
Dikkat, dikkat sevgili okurlar!
Baştan uyarayım, bu yazının sonu mutlu bitmiyor. Yüreği kaldırmayacak olan varsa baştan söyleyeyim de sayfayı değiştirsin. Çünkü bugün Jay Asher’ın çok satan kitabı Ölmek için On Üç Sebep üzerine konuşacağız. Bu romantik sonbahar aylarında seçecek başka kitap mı yoktu derseniz, evet yoktu. Eylül ve ekim ayları aynı zamanda okulların açıldığı ve beraberinde, gençler başta olmak üzere birçok insanın depresyona girmeye başladığı aylardır. Kısalan gündüz saatleri, soğuyan havalarla beraber aniden başlayan dersler ve yüklenen sorumluluklar herkesin kolayca üstesinden gelebileceği durumlar değildir. İşte bu yüzden Ölmek için On Üç Sebep’i seçtim. Kitabın adına aldanmayın; sizi ölmeye ikna etmeye değil, karamsar düşüncelerden uzaklaştırmak için yazıyorum bu yazıyı.
Netflix tarafından diziye çevrilen bu seri, şimdilerde ikinci sezonuyla adından sık sık bahsettiriyor. Dizide de olduğu gibi, ana karakterimiz Clay, bir gün kapısının önünde ayakkabı kutusu bulur. Ona gönderilen bu paketin içerisinden yedi adet kaset çıkar. Göndereni belli olmayan bu kasetleri dinlemeye başladığında Clay, neye uğradığını şaşırır. Kasetler, birkaç gün önce intihar eden sınıf arkadaşı Hannah Baker tarafından kaydedilmiştir. Hannah’yı intihara sürükleyen 13 nedeni bu kasetlere anlatmış ve onun ölümünden sorumlu olan 13 kişiye göndermiştir. Kasetler elden ele dolaşacak ve bu 13 kişi sırayla bütün sebepleri öğrenecektir. Peki, ana karakterimiz Clay, aynı zamanda Roman Kahramanları Sendika üyemiz, ne yaptı da bu kasette yer almaya hak kazandı?
Şehre yeni taşınmış bir lise öğrencisine bu 13 kişi ne yaptı da onu intihara sürükledi? Yoksa zaten Hannah’nın kendi sorunlarına bu 13 kişi tuz biber mi ekti? Ya da bu 13 kişi zaten masum muydu da Hannah onları suçlamak mı istemişti? Ölmüş biri ne kadar doğru söyleyebilir? Bir ölüye gerçekten de güvenebilir miyiz?
Ama roman bu ya, Hannah’ya güvendik diyelim; insanın hele de genç bir insanın hayattan bu kadar kolay vazgeçmesi nasıl mümkün olabilir? İntihar denilen durum, siz yaşayan insanlar için ne kadar zorsa biz roman kahramanları için de o kadar zordur. İnanın bana, edebiyat tarihinin başlangıcından şimdiye kadar intihar eden roman kahramanlarının yaşadıklarına en başından beri şahit olduğum için bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Romanda da gerçek hayatta da intihar en zor ve en uzak durulması gereken seçimdir.
Evet, yazımızın başında olduğu gibi sonunda da durum değişmiyor ve Hannah Baker yine de ölüyor. Onun ölümü neleri, kimleri nasıl değiştirdi kısmını ise size bırakıyorum. İntiharın hayatın tüm güzelliklerinden vazgeçmenin ne kadar kolay ne kadar zor olduğuna kendiniz karar verin. Ama kitabı ya da bu yazıyı okurken sizi rahatsız eden, tetikleyen düşünceleriniz olursa bunları yakınlarınızla paylaşın. Dizide de söylendiği gibi; “Konuşun; çünkü konuşmaya başladığınızda işler kolaylaşır.”
Sufyu / Roman Kahramanları Sendikası Başkanı
