SAATLERİ AYARLASAK DA MI SAKLASAK, AYARLAMADAN MI SAKLASAK?
“Ah Yarabbim, ekmek paramı niçin bana doğrudan doğruya vermedin de beni başkalarının uydurduğu bir yalan yaptın! ”
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eserinde anlatılan bu cümlenin sahibi Hayri İrdal’ın başına gelenler anca bir roman kahramanının başına gelebilirdi. Aslında iyi ki de geldi ve ben Sufyu, kendisiyle tanışma fırsatı buldum. Bizim Roman Kahramanları Sendikası’na o günden beri gelip giden Hayri Bey, olumlu tutumu, takdire şayan sakinliği ve keskin aklıyla her zaman gözbebeğimiz olmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kurduğu ve bizleri Hayri İrdal gibi bir roman kahramanıyla karşılaştırdığı için teşekkürü borç bilirim. Daha önce de sizlere bahsettiğim gibi, kendini bilmez yazarların kendilerine benzeyen zırtapoz, serseri roman kahramanlarıyla başım dertte. Kime dur kime sus diyeceğimi, kimi cesaretlendirip kime görev vereceğimi şaşırmış durumdayım. Ama Hayri Bey ve romandan arkadaşları Halit Ayarcı, Doktor Ramiz gibi karakterle müessesemizi, yani sendikamızı nizama oturtmaya çalışıyoruz. Tek başıma olsam ne olacağımı bile hayal edemiyorum!
Türk edebiyatında üzerine en çok konuşulan, kafa karışıklığı yaratan eserlerden birisi olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü, adı itibariyle lise öğrencilerinin ağızlarına sakız olur. 1961 yılında ilk baskısını yapan bu eser aslında 1954 yılında Yeni İstanbul Gazetesi’nde tefrika edilmiştir. Ara ara radyo tiyatrolarında seslendirilmiş, Tanpınar’ın okurlar tarafından çok sevilen romanı olmuştur.
Siz okumayan okurlarıma baştan söyleyeyim; evet, eserde gerçekten de Saatleri Ayarlama Enstitüsü adında bir enstitü vardır. Enstitünün kurulması, saygınlığını kazanması ve ülkede yayılmasından bahseder bu roman. Ama sadece bu mudur? Tabii ki değil, Hayri Bey’in çocukluğundan yetişkinliğinin ortalarına kadar hayatına ortak olursunuz ve onun bilgece laflarına kapılıp gidersiniz. Her seferinde cahil bir adam olduğunu vurgular, sizlere sık sık hatırlatır. Başına gelenler ise siz okurlara sonunda kitaptaki gibi; “Ortada tek bir gerçek var ki insan sürekli değişen, daimi olmayan bir mahluktur.” dedirtir.
İnsanın nasıl daimi değiştiğini, cahil bir roman kahramanının etrafında kendisini akıllı, zengin, üst tabaka zanneden bir grup dolusu insanın bu kahramana neler yapacağını ve yaptıracağını görüyorsunuz. Çünkü kitabı bitirdiğinizde Hayri İrdal’la aynı yerde oluyorsunuz; “Bu enstitü hakikaten neden var? Ne işe yarıyor?” Aslında siz insanlar bunları okurken şapkanızı başınızdan çıkarıp önünüze koymalı ve derin derin düşünmelisiniz; kitaptaki diğer roman kahramanı Hayri İrdal’ın dediği gibi yaptığınız iş hakikaten sizi temizliyor, güzelleştiriyor mu? Çünkü o, Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi bir kurumda olsanız bile “Ne kadar abes ve manasız olursa olsun bir işin mesuliyetini alan ve benimseyen adam, ister istemez onun dairesinden çıkmıyor, onun mahbusu oluyordu.”
Kitap baştan sona ironilerle, simgelerle dolu. Hayri Bey’le beraber sinirleniyor, onun bulunduğu durumlara kahkahalar atıyorsunuz ama en sonunda şunu kendinize soruyorsunuz; “Yoksa ben Hayri İrdal mıyım?” Siz kendinizi sorgularken ben de eski dostlarımla, onların eski deneyimleri sayesinde Sendikayı yönetmeye devam ediyorum…
Sufyu / Roman Kahramanları Sendikası Başkanı
