YOLUN SONU / HER ŞEY OLABİLİRDİM?

Bu ıssız, bitmek bilmeyen tozlu yoldan yüzlerce kez geçtim. Belki arabayla olduğumdan belki de hiç dikkat etmediğimden, bilmiyorum; ama bu yol hiçbir zaman gözüme bu kadar güzel gözükmemişti. Etrafını çevreleyen ağaçların güzelliğini hiç fark etmemiş, yüzüme esen serin orman havasını hissetmemiş, kafamın içinde susmak bilmeyen sesleri bastıran derin sessizliğin huzurunu tatmamıştım. Öyle ki yanımda zırvalayan, dostum sandığım o piçin dediği tek bir kelimeyi bile işitmiyordum. İşitmeme de gerek yoktu; gittiğim yerde bir işime yaramayacaktı, zaten benim için değil, kendi için konuşuyordu. Anlamsız sözleri bitmek bilmiyor, varlığı beni rahatsız etmeye başlıyordu. Her dakikam kıymetliydi ve yeni bulduğum bu sükûneti onunla uğraşarak kaybetmek istemiyordum. Neyse ki sonunda pes etti, elime bir rakı sıkıştırıp koşar adımlarla külüstür arabasına bindi. Marşa bastı ve zehirli dumanıyla son kez ciğerlerimi kirleterek gözden kayboldu.

Arkamı döndüm ve toprak yola son bir kez baktım; bomboştu. Çıt çıkmıyordu. Tekrar yalnız kalmanın neşesiyle karşımdaki kusursuz manzaranın her detayına odaklanmaya çalıştım. Yeni doğan kızıl güneşin tenimde bıraktığı tatlı sıcaklığın, rüzgârla gelen onlarca kokunun büyüsüne kapılıp sadece var olmak istiyordum ki bağırsaklarıma vuran korkunç bir sancı, gerçek benliğimi ortaya çıkardı ve kendimi rakının kapağıyla var gücümle mücadele ederken buldum. Yaşam iksiri bulmuş, hayata tutunmaya çalışan sefil bir yaratık gibiydim… Ele geçirilmiştim; ne yaptığımı biliyordum ama engelleyemiyordum. Son kalan kuvvetim de hızla parmaklarımdan uçup gidiyordu ki nihayet açılan şişeden gelen yoğun anason kokusuyla içimin titrediğini hissettim. Bir saat önce, dün ya da başka her hangi bir gün olsa bu koku, bana kendimi şişeye gömmenin vazgeçilmez keyfini hatırlatırdı; ancak şimdi, rakının üstünde kalan kanlı parmak izlerim bana esas önemli olanı hatırlatıyordu. Dindirilmiş dürtülerim kabuklarına geri çekildi ve tekrar hâkimiyeti kazanmamla birlikte şaşırtıcı bir rahatlıkla şişeyi fırlatabildiğim kadar uzağa fırlattım. Artık ona ihtiyacım yoktu, zaten artık hiç kimse, hiçbir şey bana yardım edemezdi; vücudumda 12 kalibrelik üç kurşun vardı ve ben ölüyordum.

Sanırım ilahi adalet, sessizliğini benimle bozmaya karar vermişti.  Belki de büyük ödülümü kazanmak için şansımı o kadar zorlamıştım ki artık beni görmezlikten gelememişti. Ne olursa olsun, garip bir şekilde mutluydum. Son anımda bile olsa benim gibilerin yaptıklarının yanına kalmadığını bilmek güzel bir histi. Kim bilir, belki din adamları haklıydı ve cezamı çektikten sonra annemi görecektim! Babamın izinden gidişimi izlemek onun için yeterince acı verici olmuştur, bir de oğlunu kaybetmek istemez, hemen affederdi beni. “Bak, manolyalarını hiç soldurmadım, gözüm gibi baktım onlara!” dedim mi, dayanamaz, biricik oğluna hiçbir zaman kıyamazdı…

Belki de sonsuz bir karanlığa düşeceğim. Düşüncesi hep korkunç gelirdi; bilinçsizlikle sürüklenip gitmek ama artık aksine hafifletici geliyor: Ne var olmanın yükünü taşıyorsun ne de var olamamanın acısını çekiyorsun. Tam olarak bir hiçsin ama en azından bu sefer bunun farkında değilsin, bence hoş bir değişiklik olurdu!

Bilmiyorum, belki de temiz hava zihnimi açtı da bunları düşünüyorum. Belki de her insan gibi önümdekini sadece yolun başına gelince düşünüyorum. Aslında komik; muhtemelen bağırsaklarım parçalandı ve midem delindi, üzerinde oturduğum kan gölü de durumumun gerçekliğini gizlemiyor, ama nedense hiç acı hissetmiyorum. Vücudun böyle durumlarda ağrı kesicileri olduğunu duymuştum. Ona onca çektirdiklerimden sonra bedenim hâlâ benim için çabalıyordu… Üzgünüm, belki gördüğümü taklit etmektense farklı bir şeylere cesaret edebilseydim; düzgün bir iş edinseydim, biraz daha az içki içseydim; çok daha az içki içseydim, belki şu an farklı bir yerde olurduk. O zaman oğlumun yüzünü hatırlayabilir, zamanla belki kendimi bile sevebilirdim. Düşünebiliyor musun? Sabah çayımı içip evden çıkardık; saçlarını okşar, Yiğit’imi okula bırakırdım. Belki dönüp el sallardı bana; eksik dişleriyle gülümserdi… Ben de oradan işime giderdim, “Akşama rakı mı, yok, benim oğlan beni bekler!” diye göğsümü kabarta kabarta, buram buram içki kokmadan oğluma sarılabilirdim. Yemeğimizi yer, ödevine aklım yettiği kadar yardım ederdim. Belki yıllar sonra okuyup büyük bir adam olduğunda anlatırdı, “Babam da hiç anlamazdı ama elinden geldiğince yardım ederdi.” diye… İşte o zaman başım dik yürüyebilirdim. Ben, iyi bir insan, iyi bir baba olabilirdim…

Ben hayallere dalmışken uzaktan hızla yaklaşan araba seslerini duymaya başladım. Arkamı döndüm ve bir süre toz bulutlarıyla birlikte viraj alışlarını izledim. Bu kadar sürmüş olması bile mucizeydi… Bacağımdaki koca deliği aldırmadan ayağıma uzandım ve titreyen ellerimle bağcıklarımı açtım. Ayakkabımı ve çorabımı çıkardım. Çıplak ayaklarımı henüz ısınmakta olan ılık toprağa ve üstündeki ufak taşlara bastırdım. Mükemmel bir histi bu, bunu neden önceden yapmamıştım? Sayısız fırsatım vardı, neden Allah’ın belası bir günümden on dakikamı buna ayırmadım! Şansım vardı; burada durabilirdim, düşünebilirdim; o piçe defolup gitmesini söyleyebilirdim! Kendimi yeniden yaratabilirdim, yapabilirdim! İçimde alevlenen bir güçle sürünmeye başladım. “Yapabilirim! Daha fazlası olabilirim!”

Var gücümle devam ettim, hayallerle, umutla, sürtündükçe açılan yarama aldırmadan ilerledim. Artık hiçbir şey hissetmiyordum, sadece yolun sonuna yaklaştıkça netleşen oğlumun sesiyle ilerliyordum ki arkamda tekerlek altında kırılan şişenin sesi, beni olduğum yolun gerçekliğine geri çekti. Arabalar, motorlarını susturmadan durdu ve içinden takım elbiseli adamlar indi. En son inen ve diğerlerinin yanında ucuz kıyafetleriyle sırıtan tüfekli beni göstererek, “Aha işte bu herifti! Yanında biri daha vardı!” dedi. Hiç direnmedim, söyledim itin yerini. Ölüme kollarımı açtım ve kafama sıkılan bir kurşunla yere yığıldım. Artık oğlum için sadece kötü anılar ve babaannesinden kalan bir manolyadan ibaretim. Çok daha fazlası olabilirdim, ben iyi bir insan, iyi bir baba olabilirdim…

Yazar: Editörlük Öğrencisi – Alp KUZU

Yazıyı paylaşmak ister misin?