ZAMANSIZ AŞK

 

-Geldin işte!

-Geldim.

-Gelemeyeceksin sandım!

-Ben de…

-Öyle çok korktum ki; vazgeçti bizden her şeyden diye.

-Yapamazdım…

-Geldin ya, başka hiç bir şeyin önemi yok!

-Ama o kadar zordu ki…

Eğilip kadının gözlerinden akan damlayı öptü, sıkıca sarıldı ona. Yaptığı ağır makyaj saklayamamıştı şişen, kızaran gözlerini. Yanağından sicim gibi akan gözyaşı geçtiği yerde koyu bir leke bırakıyordu. Oldukça güzel bir kadındı. Soğuk beyaz bir yüzün ardından parlayan yeşil gözleri, biçimli narin burnu, kitaplarda resmedilen melekleri andıran dolgun kızıl bukleli saçları vardı.

Oturduğum yerde kımıldandım, birazdan vagon dolmaya başlayacaktı ve ben nedensiz bir şekilde bu güzel kadını izlemek istiyordum, onları en rahat görebileceğim yere doğru azıcık kaydım.

Kadın, adama sevgi ile baktı, dudaklarına masum bir öpücük kondurdu sonra boş olan koltuğa yan yana oturdular.  Kadın adamın koluna yaslandı. Kısa ama ağır bir sessizlik oldu.

-Nasıl karşı…

-Sana söyle…

Bakıştılar.

-Önce sen… dedi adam kaşlarını kaldırarak.

-Hayır sen!

-Hadi söyle, hadi…

-Yok, bu sefer sıra sende…

Adam dudaklarını hafifçe ısırdı, ne demek istediğini iyice tartar gibi bir hali vardı, kolunu kavrayan uzun parmakları usulca okşadı.

-Nasıl karşıladı diye soracaktım, ama… aslında boş ver, galiba duymak istemiyorum…

Kadın adama baktı, kararsızlıkla iç geçirdi.

-Tek kelime etmedi!

Adam gözlerini kırpıştırdı.

-Nasıl yani tek kelime etmedi?

-Bayağı etmedi. Beni dinledi. Hiç sözümü kesmeden, belki de ilk kez…

-Sonra?

-Dedim ya, tek kelime bile söylemedi. Sadece baktı bana. Sonra sigarasını aldı ve balkona çıktı.

-Oh, ben de olay çıkaracak, sana zarar verecek diye korkuyordum.

-Keşke verseydi!

-Bir olay çıkmadan bittiği için sevinirsin sanmıştım…

-Ah, tabii ki sevindim ama çok da sinirlendim!

Karşımdaki adam şimdi gerçekten şaşkın görünüyordu. Bu durum beni ilk kez biraz da olsa gülümsetti, üstümdeki gerginliği bir nebze olsun aldı. Ellerimle yüzüme dolan teri sildim, burası mı çok sıcaktı yoksa ben mi aşırı terliyordum ?

Bir sonraki durağa yaklaşmakta olduğumuzun anonsu duyuldu. O metalik ses bu sefer bana çok tanıdık geldi, bir parça annemi hatırlattı, o da beni her zaman böyle yumuşak bir sesle çağırırdı. Ne yaparsam yapayım kızmazdı, sesini asla yükseltmezdi. Keşke her şey farklı olsaydı diye iç geçirdim.

Kızıl bukleli kadın konuşmaya devam etti.

-Biz onunla tam on bir yıldır beraberiz, yani beraberdik. Tüm gençliğimi verdim ona, bir kez bile aldatmadım!

Bakıştılar, sonra adam kadının kulak memesini muzipçe ısırdı.

-Bu sayılmaz! Hem ne demek istediğimi biliyorsun!

-Evet tabii ki, ama neden seni üzdü bir de onu anlayabilsem.

-Biri ile on bir sene yaşarsan ve o seni aniden terk ederse bu seni üzmeli, sarsmalı. Şaşırmalı, bir açıklama istemelisin…

-Ve o böyle yapmadı diye…

-Evet ona çok kızdım, kızmaktan da öte…

-Ne ?

Kadın adamı üzgün gözlerle süzdü.

-Yanına balkona gittim, sigaralarından bir tane aldım.

-Ama bırakmıştın?

-Her neyse, yaktım işte bir tane sorun nedir dedim ona? Beni artık sevmiyor musun?

Karşımdaki adam rahatsızca kımıldandı. Bu sırada göz göze geldik, canı sıkılmıştı, ama hemen gözlerini kaçırdı. Sonra gayri ihtiyari, bir kere daha göz ucuyla süzdü beni, ben de selam verdim hafifçe.

Tren, istasyonda durup kapılar açıldığında, içeri oldukça fazla insan bindi bu sefer. İş çıkışının o biteviye koşuşturmacası başlamıştı. Genç bir çocuk, kıvrak bir hareketle çiftin yanındaki boş koltuğu ustalıkla kaptı. Kulaklarını taktı, sonra da gözlerini kapıyor gibi yaparak kendi kendine gülümsedi.

Ben ise ilgimi kadına yönelttim. Tren durduğunda o da durup bir nefes almıştı anlaşılan. Yüzünün o biraz önceki soğuk beyazlığı gitmiş, al al olmuştu. Birisi yüzünüze şiddetli bir tokat attığında, canınızı yakan o parmakların izi kalır ya, işte aynen öyle görünüyordu.

-Ne diyordum, hah beni ne kadar çok sevdiğini ama seçimlerime karışma hakkı olmadığını söyledi. Özgürmüşüm, istediğimi yapabilirmişim…

-E tamam işte, istediğin de bu değil miydi?

– …Anladım ben tabii!

-Neyi ?

-Onun hayatında biri var, adi herif. Yoksa özgürlükmüş, hakmış öyle şeyler ona göre değil. Bilmiyor musun sanki nasıl biri olduğunu?

-Varsa var, daha iyi değil mi? Senin de var. Herkes yoluna gider, kavgasız gürültüsüz! derken sesi ilk kez yükselmişti. Yanındaki diğer yolcular dönüp baktılar. Kulaklıklı genç ise kaygısızca müzik dinlemeye devam ediyordu.

Adam artık iyiden iyiye rahatsız olmuştu. “Neler oluyor” der gibi bir ifade ile bana ikinci kez göz ucu ile baktı, ben de dudaklarımı büzerek cevabımı verdim. Adam yeniden kadına döndü.

-…Bana her zaman ilk ve son aşkımsın derdi, yalanmış demek ki! Neye kızdığımı anladın mı? Yalanlara. Çıksın direkt söylesin, saklamaya ne gerek var ? Son aşkmış…

-Ben artık seni anlayabildiğimden hiç emin değilim, dediğini duydum adamın. Sonra, kendini kadından bir parça uzaklaştırdı, of çekip sıkıntı ile yüzünü avuçladı, şakaklarını ovdu.

Evet, anlaşılan artık son durağa yaklaşıyorduk.

Kadın da sustu, başını öne eğdi. Aralarında bu sefer derin bir sessizlik oldu. Ama sonra ani bir kararla adamın yanına hafifçe kaydı, yanaklarına dokundu, çenesini okşadı. Adam ise ona bakmamaya çalışıyordu. Yüzü gerilmişti.

-Aklım çok karışık, anla beni lütfen. Tüm bu olanlar… Ben hiç onsuz bir hayat yaşamadım. Şimdi sen varsın, evet hayatıma neşe veriyorsun, evet beni çok iyi anlıyorsun, beni el üstünde tutuyorsun… Ama…

Adam kırgınlıkla kadına dönerken kadın da parmaklarını adamın yüzünden çekiverdi.

-Ama ne ? Ama ne…? Ne demek istiyorsun diye çıkıştı kadına.

Tam anlamı ile ne yapacağını bilemez haldeydi, ayağa kalkar gibi yaptı sonra vazgeçti. Sustu. Dudakları titredi. Sonra bir anda kızgınlıkla kelimeler ağzından döküldü.

-Bak, eğer pişmansan hemen şimdi geri dönebilirsin… Ben de sevgilimi senin için terk ettim, ben de onca yaşanmışlığı özlemiyor muyum sanıyorsun…

Sözleri ağzından çıktığı anda adam sesini kesti, bu sefer kadın ona sertçe baktı.

-Özür dilerim öyle demek istemedim, seninle birlikte olmaktan mutluyum biliyorsun bunu…

Kadın omuz silkti, yerinde rahatsızca kımıldandı.

Önlerine bakarken, artık ikisinin de yüzünde saklayamadıkları bir pişmanlık vardı.

Onların susması ile aniden sabahtan beri hissettiğim o gerginliğe geri döndüm. Kalbim deli gibi atıyordu. Dudaklarım iyice kurumuş, ter her yanımı basmış, yüzümden adeta akacak hale gelmişti. Derin bir nefes aldım, gözlerimi kapadım. Ona kadar ağır ağır saymaya başladım. Gözlerimin önüne annemin bana şefkatle bakan yüzü geldi.

Hoparlörden son durak anonsu yapılıyordu.

Kalabalık hareketlendi. Oturanlardan bazıları yerdeki çantalarına doğru eğildiler. Bir kadın küçük kızının elini sıkı sıkıya tuttu. Müzik dinleyen çocuk kulaklıklarını çıkardı, usulca telefonu cebine koydu.

Kızıl bukleli kadın ürkekçe adama yaklaştı, saçlarını nazikçe okşadı, adam gözlerine dolan bir ışıltı ile ona baktı, gülümsediler.

Ayağa kalktıklarında kadınla ilk kez göz göze geldik. Yeşil gözlerini hayretle bana dikmişti.

Kalın parkamın altındaki pimi çektim.

Yazar:  Yaratıcı Yazarlık Programı Öğrencisi – Jak Matalon

Yazıyı paylaşmak ister misin?