HİKMET HÜKÜMENOĞLU RÖPORTAJI

Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü mezunu olan Hükümenoğlu, on yıllık finans sektörü deneyimin ardından, 2005 yılında ilk romanı “Kar Kuyusu” ile edebiyat dünyasına girdi. Yedi roman, 1 öykü kitabı yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi’nde bir süre ders veren yazar, Hannah Tinti’nin “İnsan Çatlatan Hayvan Öyküleri” kitabını Türkçe’ye çevirdi. En sevdiği film “Blade Runner” olan Hükümenoğlu ayrıca, elektronik müzikle uğraşıyor. 

 

G.S.: “Harika Bir Hayat” isimli 7. romanınız kısa süre önce okuyucu ile buluştu. Kitabın, Türkiye’nin yakın tarihinde gezinen “Körburun” ve “Atmaca” ile bir bağı var mı? Okuyucuyu bu kez neler bekliyor?

H.H.: Üçünü de dönem romanı kabul edersek “Harika Bir Hayat,” “Körburun”dan önceki dönemi, “Atmaca” ise sonraki dönemi anlatıyor. Bunun dışında organik bir bağ yok. “Harika Bir Hayat,” Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasında Harika adında bir kadının başından geçenleri anlatan, hayal ürünü bir biyografi. Dolayısıyla Harika’nın hayat öyküsüyle birlikte yaşadığı döneme damga vuran belli başlı olayları ve kişileri de okuyoruz. Harika, o dönemin edebiyat ve tiyatro çevrelerinde yer alıyor. Bir yandan da casuslarla ilgili maceralara karışıyor. 

 

G.S.: Bu üç romanın geçtiği tarih aralıklarını neye göre belirlediniz? Üçleme diyebilir miyiz?

H.H.: Doğrusu dönemleri seçerken önceden plan yapmadım. Böyle bir düzen ortaya çıkması tesadüf oldu. Daha detaylı söylemek gerekirse, önce kafamda hikâyeyi kuruyorum ve o hikâyenin en çok hangi döneme yakışacağını düşünüp ona göre karar veriyorum. Üçleme demek bence çok doğru olmaz çünkü romanların karakterleri de kurguları tamamen birbirinden bağımsız. Birini okumadan diğerini okumanın hiçbir sakıncası yok. 

 

G.S.: “Körburun” ile 2017’de Attila İlhan Roman Ödülü aldınız. Sonrasında yine çok okunan “Atmaca” kitabını yazdınız. “Harika Bir Hayat”ı yazarken üzerinizde herhangi bir baskı hissettiniz mi?

H.H.: Ödülle ilgisi olduğunu sanmıyorum ama okurların “Körburun”u çok sevmesi ve sahiplenmesi, “Acaba bir sonraki romanım beklentileri karşılayacak mı?” diye bir baskı oluşturdu. “Atmaca”nın dev bir hayal kırıklığı olacağı endişesini hissetmedim desem yalan olur. Fakat bu endişelerle iyi kötü başa çıkıyorum. Roman benim içime sinsin, yayınevine yollayabileceğim kadar iyi olduğuna inanayım, yeterli. Gerisi benim elimde olmayan faktörler.

 

G.S.: Roman öncesi hazırlık süreci nasıl oldu? Bu tarz yazmanın tamamen kurgu bir roman kaleme almaktan nasıl bir farkı var?

H.H.: Detaylı bir ön hazırlık gerekiyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı konusunda çok az şey biliyordum, bildiklerimi de büyük ölçüde baştan öğrendim. Cumhuriyetin ilk yılları için de aynısını söyleyebilirim. Tez hazırlar gibi çalışmak gerekiyor. Ancak siyasi tarihimize dair okuduklarımın çok azı romana giriyor. Yazdığım dönemin mimarisinden tutun toplu taşımasına, tiyatrosundan sinemasına, her detayı öğrenmeden kurguyu oluşturmam ve inandırıcı bir atmosfer yaratmam imkânsız. Günlük hayatla ilgili bilgileri toplamak, tarih öğrenmekten daha çok zaman alıyor. Düzeltmeler sırasında editörlerin de çok emeği var tabii. “Harika Bir Hayat”ın editörü Mustafa Çevikdoğan, benim hatalarımı bulmak olsun, bilmediğim şeyleri işaret etmek olsun, romandaki günlük dil olsun, eminim normalden daha fazla çalıştı. 

 

G.S.: Bu arada bir de öykü kitabınız var: “Aşka inanmayanlar için aşk öyküleri.” Sizin için yazma süreci açısından iki tür arasında nasıl bir fark var? Başka öykü kitapları gelecek mi?

H.H.: Öykü yazmak çok farklı bir süreç. Roman, nereden baksanız en az iki yıl boyunca başka hiçbir şeyle ilgilenmeme fırsat vermiyor. Oysa bir öyküyü birkaç günde yazmak, hatta düzeltmelerini yapıp bitirmek mümkün. Bir öyküyü bitirmeden başka bir öyküye atlayıp, aylar sonra geri dönmek de mümkün. Sadece yazım süreci değil, romanla öyküde metinlerin dokusu da tamamen faklı elbette. Roman için çok detaylı bir kurgu hazırlamam gerekiyor, öyküye hiçbir hazırlık yapmadan oturabiliyorum. Başka öykü kitapları gelecek mi bilmiyorum; roman yazmayı daha çok seviyorum ama öykü yazmaya da devam edeceğim. 

Röportajın tamamı Kafasına Göre Dergi 51. Sayıda yayımlanmıştır. (Temmuz-Ağustos)

Röportaj: Göksel Sözer

Yazıyı paylaşmak ister misin?