CEHENNEM KÖTÜLERDİR

Batman’in çizgi romanlarını seviyorsunuz, her çıkan macerayı kaçırmamaya çalışarak okuyorsunuz. Ama o mor renkli şeytanın diğer adı Joker, Batman’in yakasını bir türlü bırakmıyor. Okurken nefesinizi tutuyorsunuz, çünkü Batman de sen ben gibi bir insan her an ölebilir. Batman Joker’e sert bir darbe vurunca nefesinizi bırakıp rahatlıyorsunuz; kitabın başından beri o sert darbeyi siz vurmak istediniz. Biliyorsunuz bu bir son değil Joker için ama yine de oh olsun diyorsunuz. Sonra bakıyorsunuz ki Joker zaten bunu planlamış, şimdi tekrar alt etti Batman’i!

“Yahu bir insan nasıl bu kadar kötü olur, neden bırakmıyor bu Batman’in peşini, gidip başkalarına da kötülük yapsa ya?” diyorsunuz, yalnız değilsiniz. Siz bunu okurken sizinle beraber dünyanın dört bir yanından insanlar aynı şeyi diyor. Çünkü Joker bir kötü karakter, Batman ise iyi. Çizgi romanın yaratıcıları en başından beri bu şekilde kurgulamış ve bu böyle gidiyor. Ama Joker’siz bir Batman olsa, her kitapta başka kötüler karşısına çıksa daha güzel olmaz mı? Bence olmaz. Neden mi? O zaman Batman amaçsız kalırdı! Onun nihai bir düşmana, ezeli bir rakibe ihtiyacı var.

Peki, siz okurların Joker’e ihtiyacı var mı? Biz Roman Kahramanları Sendikası olarak seçme şansımız yok; iyilerle kötüler bir şekilde geçinmek zorundayız. Çünkü sizler gibi, romanlardan başka hayatımız yok. Gerçek hayat denilen algı sadece siz insanlara özgü bir durum ve ne şanslısınız ki kitabı kapattığınızda gerçek hayatınıza dönebiliyorsunuz. O zaman neden okuduklarınızda kötü karakterlere ihtiyacınız var? Neden bu kadar çok seviyorsunuz Joker’i?

Ama siz normal insanların bizimkilerden daha sıkıcı hayatlarınız var; tekrarlayan, macerasız ve bizimkilerine göre gereğinden uzun! Bu yüzden bizim hayatlarımız eğlenceli, zorluklarla dolu. Sizleri de maceralarıma çekmek ve peşimizden sürükleyip kısa bir süre de olsa size yaşadığınız sıkıcı hayatı unutturmak isteriz. Bu yüzden de zorluklara, yani kötülere ihtiyacımız var. İyi tek başına iyiliğini gösteremeyeceği için bir kötüye ihtiyacı var. İyiyle kötü karşı karşıya geldiğindeyse okurların kendilerinden uzaklaşarak onların karşılaşmalarına katılmaları gerekir. Kimi okur kendi hayatlarındaki rutinden, kimi hayatın kendi çirkinliğinden, kimi kendi hayatlarındaki kötüleri yenmek için katılır. Kitaptaki karakterlerin, onu bir çatışmaya sürüklüyor. Bu çatışmanın yükünü bir kötüye yüklemek en kolayınıza gideni.

İnsanlar normal hayatta kendilerini aklamayı, suçu başkasına atmayı çok severler. Her kararı özgür iradeleriyle verirler ama bahanelerle süsleyerek toplum baskısı yıldırdı beni, şeytana uydum gibi bahanelerle suçu başkasına atarlar. Kötülük de iyilik de insanın içindedir ama her zaman “cehennem başkalarıdır” Jean Paul Sartre’ın dediği gibi. Günahlarımızı, pisliğimizi atacak ve kendimizi arındırıp rahatlatacak bir şey arıyoruz. Cehennemin kendimiz değil de başkalarının olduğunu okuduğumuzda rahatlıyoruz. Hele ki onun yenildiğini görünce kendimiz yenmiş gibi mutlu oluyoruz. Çünkü iyi bir edebiyat eseri, okuyucuyu içine alır ona edebi gerçekliği yaşatır.

“İlk taşı günahsız olanınız atsın” demiş İsa bütün bunları bilerek. Çünkü romanlarda olduğu gibi gerçek hayatta da tamamen masum birisi yoktur. Fakat kötüyü suçlamak en güzeli ve keyiflisi gelir okurlara. Haydi o zaman bir taş da siz atın okuduğunuz kitaplardaki kötülere, sonra biraz arınıp hayatınıza devam edin.

Sufyu / Roman Kahramanları Sendikası Başkanı

Yazıyı paylaşmak ister misin?