BİR ÖYKÜ YAZIYORUM

Birkaç gündür yazacağım öykünün ana hatlarını zihnimde oluşturmaya çabalıyorum. Olaylar kişilerle, kişiler ilişkilerle uyuşmuyor; bazıları abartılı, bazıları ise gereksiz kalıyor. Konuyu biraz düzene soktuğumu düşündüğüm anda basit ve demode bir kurgu karşıma geliyor. Hava güzel, açık pencereden gelen bahar esintisi odayı havalandırıyor. Kalemi elime almak için her şey hazır. Ben hayal gücü diyeyim, siz esin perisi deyin, onlar ilham desinler, insanı ne zaman ziyaret eder, bilen var mı? Kalemi elime aldığımda niçin takılıp kalıyor da sözler akıp gelmiyor? Böylesine muhkem bir hattı aşıp edebiyat sahasına giriş nasıl olacak? Zamanım ilham beklemekle mi geçecek diye düşündüğüm de oluyor. Söylemesi ilginçtir; bırakın ilham gelmesini, günde en az üç dört kez apartmanımıza uğrayan sucu İlhan bile bugünlerde hiç görünmüyor.

Bu arada, size bir itirafta bulunmama müsade edin. Bir şeyler yazabilmemin önündeki en büyük engel ne esin perisinin gecikmesi, ne gerekli konsantrasyona ve enerjiye sahip olmayışım, ne de bende yeterli birikimin olmayışıdır. Yazamıyorum, çünkü üç yaramaz kedimin kapris ve yaramazlıkları karşısında yapabileceğim hiçbir şey yok. Bu da sorun mu, diye hemen itiraz edeceğinizi biliyorum. O halde beni sessizce dinleyin. Ben ne zaman çalışma odama geçsem üçü de yanımdalar; onların oyun, istirahat ve uyku mekânı olan masamı terk etme düşüncesi hiç akıllarına gelmez. En sevdikleri oyun malzemeleri oyuncak fareler, yün yumakları gibi şeyler değil fakat bilgisayar, mouse ve Ipad gibi değerli enstrümanlarımız. Patilerini kullanarak klavye ile oynamak, bilgisayar, yazıcı, I-pad ve Iphone kablolarını ısırıp koparmak, dinlenme mekânı olarak çalışır bilgisayar ve Ipad’i tercih etmek, kavga ve oyunlarını masadaki kitaplar ve bilgisayar üzerinde sahneye koymak, masanın bir yanından diğer tarafına geçerken kesinlikle çalışma malzemelerimin üzerine basarak geçmek, sık sık kendilerini kucağıma almamı istemeleri ve kucağımda uyuyup kalmaları, zamanlı zamansız bana masaj yapmaları bizim çocukların (kedi kelimesini kullanmıyoruz) genel davranış özellikleri arasındadır. Klavyenin üzerinden basarak geçmeleri çok defalar yazılan metnin tümüyle silinip gitmesine  neden oluyor. Birkaç defa odamın kapısını kapatarak çalışmak istediğimde, kapımın önünde başlayan konseri dinlemek üzere kapıyı açmak ve isteklerine tümüyle uymak zorunda kaldım. Kesintisiz on dakika çalışabilirsem kendimi şanslı sayıyorum. Onlara bu kadar yumuşak ve tavizkâr davranmanın ne gereği var, diyorsunuz değil mi? Umarım bu tarz bir düşünce aklınızdan geçmemiştir, çünkü tanımadığınız bir dünyaya adım atmak üzeresiniz. Doğadaki bu güzel ve dost canlılarla bir süre birlikte yaşayan bir insan onlara nasıl hayır diyebilir?

İlk cümleyi yazarsam belki gerisi gelir diyerek başlıyorum: “Sınıfın, hatta okulun en güzel kızıydı. Sınıf arkadaşlarımın hemen hepsi ona tutkundu, fakat herkese karşı içten ve sempatik olmasına karşın kalbi başka yerlerdeydi.” Öykü böyle başlayıp başarısız arkadaşlık teşebbüslerini de anlatarak devam ediyordu. Öykünün ortalarına geldiğimde “Bir yıl sonra evlendiğini duymak hepimizde şaşkınlık yaratmış, kendisini arayıp evliliğini kutlamayı hiçbirimiz akıl edememiştik.” cümlelerini yazmıştım. Öykünün bitişi uzun yıllar ardından son karşılaşmayı şöyle anlatır: “Orta yaşlı kilolu bir hanım bana doğru ilerleyerek adımı söylediğinde, hitap edilen kişi ben olabilir miyim diye etrafıma bakınıyordum. “Öykümün tamamlanması beni rahatlatmış, bundan sonra başka öyküler yazabileceğim kanaati oluşmaya başlamıştı.

Öyküyü demlenmeye bırakıp bir kaç gün sonra yeniden ele alıp bir başkasınınmış gibi baştan sona dikkatlice okuduğumda, son derece sıradan bir anlatıyla karşı karşıya olduğumun farkına vardım. Ben ne yapmıştım? Artık ne kimse böylesine öyküler yazıyor ne de kimse bunları okumak için vakit harcıyordu. Böylece, edebiyat dünyasında bir yer edinmenin iğneyle kuyu kazmaktan daha zor olduğunu anlamakta geç kalmadım. Bu koşullarda artık yazın denemelerini bırakmaya karar verdim. “— Ne yapıyorsun, işin başında pes etmene şaşırdım doğrusu. Dur bakalım, şunun şurasında yazdığın henüz beş-on sayfalık bir yazı, yani başlangıcın başlangıcı. Birkaç sayfalık bir yazı için yıllarını veren yazın adamlarını saymaya başlasam şaşırırsın.” Görüyorsun ki, doğru dürüst yazamıyorum; ne diye daha fazla emek tüketip zaman harcayayım. Henüz okumam gereken çok sayıda kitaplar beni bekliyor. “— Sen zaten bekleyerek, özeleştiri yaparak gereksiz yere zamanı israf ediyorsun. Saygıdeğer yazarımız artık bir yerlerden başlamalı, değil mi?”

HARZEMŞAH HAFIZOĞLU

Yazıyı paylaşmak ister misin?