AYŞENİL ŞAMLIOĞLU

Ayşenil Şamlıoğlu. Oyuncu ve yönetmen. Ferhunde Hanımlar’da Meftune, Sen Aydınlatırsın Geceyi filminde Kız Şevket, Eyvah Eyvah’ta Necla ve son olarak Jet Sosyete’de Zahide olarak izledik onu. İki üniversiteyi yarıda bırakarak, gönül verdiği işi yapan bir sanatçı o. Oyunculuk sevmeden yapılmaz diyor. Yönetmen olarak ise devasa metinleri harekete geçirmeyi çok seviyor. Bir gün sinema filmi de yönetmeyi dileyen sanatçı, gençlere yüreklerinin sesini dinlemeyi öneriyor.

Kendisini oyuncu ve yönetmen olarak tanımlayan Şamlıoğlu, sahnede olmayı çocukken hayal edenlerden.

Düşlerinde kendini sahnede gören bir çocuk olarak büyüdüm. O yıllarda sinema artisti falan olmayı düşünmedim. Küçücüktüm, kendimi özdeşleştirdiğim, bir Yeşilçam artisti değildi. Düşlerimde hep kocaman ağır perdelerin hareket ettiği, alkışların yükseldiği bir salonda, sahnede görürdüm kendimi.

İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler ve ODTÜ Mimarlık Fakültelerinde eğitimini yarıda bırakan Şamlıoğlu, çocukluk hayalini, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü ile gerçekleştiriyor.

Her gence tavsiyem: ne olur yüreğinin sesini dinle. Sen ne istiyorsan o gerçekleşsin. Ebeveynler de ne olur müdahil olmayın. O kendi doğrusu yolunda ilerlesin. Çünkü yaşam onun yaşamı. Hayatımızda en büyük zamanlarımızı yaptığımız işte geçiriyoruz. Yaptığımız işte mutsuzsak dünyanın en mutsuz insanı oluyoruz. Onun için ne olur bırakın çocuk ne istiyorsa o olsun.

Ben iki ayrı üniversiteyi dolaştıktan sonra konservatuarı bitirip oyuncu oldum. Kararımın ne kadar kesin olduğunu gördüğünde ailem de beni sonuna kadar destekledi. Özellikle babam, bu kadar zamanı kaybettiğim için çok üzgün olduğunu belirtti. “Neden bunu en baştan yapmadın” dedi. Ben de “sizleri mutlu edeyim diye yapmadım” dedim. Onun için bırakın gençler öncelikli olarak kendisini mutlu etsin. Ebeveynler, siz de onlara karışmayın ne olur.

Şamlıoğlu, çocukluğunda izlediği oyunların üzerindeki büyük etkisinden bahsediyor.

Çocukken beni en çok, ailemin götürdüğü oyunlar etkiledi. Özellikle Genco Erkal’ın Bir Delinin Hatıra Defteri. Babam bir gün, ‘genç bir adam var, fevkalade bir oyuncu, onu seyretmeye gideceğiz’ dedi ve ben o kadar çok etkilendim ki, oyundan sonra aklımda kalanlarla oyunu kendimce durmadan oynayıp durdum. Sonra bir gün Genco Erkal’ın oyunu oynarken rahatsızlanıp hastaneye yatırıldığına ilişkin bir haber çıktı. Ben o kadar büyük paniğe kapıldım ki eyvah ben de her gün oynuyorum, ben de hastalanacağım korkarım ki dedim. Sonra bunu Genco’ya anlatmıştım. Beni çok etkileyen bir oyuncudur.

İlk oyununun Adana Devlet Tiyatrosu’nda Tarık Buğra’nın Ayakta Durmak İstiyorum adlı eseri olduğunu söyleyen sanatçı, sinemada ise daha değişken roller istiyor.

Oynadığım hiç bir rolden pişmanlık duymadım. Hepsini severek oynadım. Sevmeden yapılabilecek bir iş değil zaten oyunculuk. Oyuncu olarak oynamak istediğim rol, özellikle sinemada, daha farklı kimlikleri bürünmeyi seviyorum. Sen Aydınlatırsın Geceyi filminde bir mafya patronunu oynuyordum, Kız Şevket diye. Bu dönüşüm beni heyecanlandırıyor. Ben bu dönüşümü sahnede pek çok kez solumuş bir sanatçıyım. Kamera karşısında da bu dönüşüme olanak tanıyacak roller çıktığı zaman mutlu oluyorum. Cinsiyetsiz roller versinler, mesela erkek oynayayım, bu tip farklılaşmaları, yaratıkları oynamayı çok isterim.

Usta oyuncu ve yönetmen de eğitim şart diyor.

Oyuncunun sadece yetenekli olması yeterli değil, eğitim de almak durumunda. Batıya baktığınızda eğitimli bir oyuncu bile bir role hazırlanırken oyuncu koçlarıyla, beden gelişimcileriyle, herkesle el ele vererek aylarca çalışıyor. Biz biraz kolaya kaçıyoruz. Evet, yetenek önemlidir ama tek başına bir şey ifade etmiyor. Sıkı çalışmak, kendini geliştirmek ve hiç durmadan yeni adımları takip etmek ve öğrenmek gerekiyor. Bu da eğitimdir. Konservatuarı bitirmiş olmanız da yeterli değildir. ‘Tamam, ben oldum’ diyemezsiniz. Eğer oyuncu ve yönetmen olmaya karar verdiyseniz eğitimin hiç bir zaman sona ermediği, sürekli kendinizi geliştirmekle yükümlü olduğunuz bir işin içindesiniz. Bilginizi tazelemeden bildiğinizi okuyarak hareket etmek kolaycılıktır, sanatçılık değil.

“Gençlere öncelikle kendilerine yatırım yapmalarını, kendilerini geliştirmelerini, donanımlarını artırmalarını öğütlerim. Sesini geliştirmeli, iyi şarkı söyleyebilmeli, bedeni üzerinde çok çalışmalı ve bu bedenin esnek kullanımını sağlayabilmeli, dans edebilmeli ve kendini görsel sanatlarda da geliştirmeli. Sergileri takip etmeli, felsefeyle ilgilenmeli, mesleki farkındalığın artması için etrafındaki diğer tiyatroların, meslektaşlarının neler yaptığını takip etmeli mümkünse yurt dışındaki bir festivale gidip o festival programındaki oyunları, çalışmaları izleyerek dünya nereden nereye gidiyor, nasıl bir evrimleşme geçiriyor tiyatro sanatı ya da oyunculuk sanatı, takip edebilmeli.”

Şamlıoğlu, mimarlık eğitiminin mesleğine olan katkısının büyük olduğunu söylüyor.

Benim ODTÜ’de mimarlık okumam yönetmenliğimin çok belirleyicisi olmuştur. Çünkü mimarlık bir tasarım biçimidir ve basic design dersinde ilk iki yıl size tasarımın ilkeleri verilir bununla bir binayı tasarlayabildiğiniz gibi bir oyunu, bir kitap kapağını, bir afişi ve bir rolü de tasarlayabilirsiniz. Bu ilkeler evrenseldir ve değişmez. Mimarlık eğitimi üç boyutlu düşünmeyi sistematik olarak öğrettiğinden çıplak bir sahneye baktığımda, o sahneyi dekoruyla, oyuncusuyla, oyun içinde akarken görebiliyorum. Üç boyutlu düşünebilme yetisine sahibim. Oyunculara da okuma provasında kendi gördüğüm düşü anlatırım. Genelde finale vardığımızda “genel provada söylediği her şey gerçekleşti” diyen çok oyuncuyla karşılaştım.

Sanatçı, yönetmenliğe tiyatroya giriş yaptığı yıllarda başlıyor.

Tiyatroya başladığım yıldan itibaren oyunlarda yönetmenlerin asistanlığını yaptım. Başrol oynadığım oyunun da yönetmen yardımcısıydım, oynamadığım oyunların da. Hatta bir yıl ayın programında, beş oyunun yönetmen yardımcısı olarak yer aldım. Çok gülüp, çok eğlenirdik bununla. Bu sizin yönetmeye olan eğiliminizin, bilgilenmenizin bir göstergesi. Birlikte çalıştığım her yönetmenden çok değerli bilgiler edindim.

İlk oyunum Benim Adım Feuerbach’tır. Selçuk Yöntem ile birlikte çalışmıştık. Hatta geçtiğimiz yıl İstanbul’da tekrar ettik. Yönetmenliğe ilk adımımı öyle attım ve beni çok mutlu eden bir başlangıçtı. Sonrasında bir yönetmen olarak benzetmeci bir göstermeci biçimin, günümüz dünyasını daha doğru aktardığına inandığımdan grotesk tiyatro yapmayı seçmişimdir.

Sahnedeki, sağınızda solunuzda önünüzde arkanızda oturana benzesin cümlesini reddederek, hayır, hiç benzemesin ama on dakika sonra o sahnedeki hiçbir şeye benzemeyen varlık, en az yanınızdaki, önünüzdeki, arkanızdaki kadar tanıdığınız bir şeye dönüşsün.

Dürrenmant’ın dediği gibi gülmecenin tuzağına çekerek anlatmak gerçekleri. O böyle ifade eder. Tabi bu gülüş bir Farsın gevrek ve rahat gülüşü değildir, o gülüş gelip gırtlağınızda tıkanır kalır derdi Dürrenmant. Ben de onun tiyatro görüşlerine saygı duyan ve inanan biriyim. Dürrenmant’ın bütün oyunlarını yapabilmek isterim. Yaşlı Bayanın Ziyareti yönetmeyi çok istediğim oyunlardan biridir. İnşallah bir gün yapacağım. Yönetmen olarak elbette ki kocaman, görkemli, devasa metinleri harekete geçirmeyi çok seviyorum.

Sinema yönetmeyi de çok isterim. Çünkü yönetmene tiyatrodan daha büyük olanak ve esneklik tanıyor.

Yazarlık konusuna ise açıklık getiriyor. Kaçıklık Diploması filminin senaryosunun kendisine ait olmadığının altını çizen Şamlıoğlu, internete gezen yanlış bilginin düzeltilmesi için çok uğraşmış.

Kaçıklık Diploması bana ait değildir. Ayşenil isminde başka bir yazara aittir. Biri yazmış internete, ben düzeltilmesi için girişimde bulundum birkaç kez ancak düzeltilmedi.  Yazar değilim ama olmayı isterim.

Şamlıoğlu, son projelerinden Jet Sosyete’de, yine çarpıcı bir karakterle hayranlarının karşısına çıkıyor.

Zahide keyifli bir karakter. Gülse Birsel çok kıvrak bir kalem, zeki bir gazeteci ve yazar, kıvrak bir oyuncu. Ekibin tamamı birbirinden kıvrak ve birbirinden lezzetli oyunculardan oluşuyor. Dolayısıyla böyle bir ekiple bir çalışmanın içinde olmak gerçekten mutluluk veriyor. BKM, ayrıca oyuncuyu, yönetmeni, teknik ekibi, tüm çalışanlarını mutlu etmek üzere olanaklar sunan bir yapım şirketi. Dolayısıyla çekim yaptığımız ortam da bizi mutlu kılıyor. Sadece birbirimizle birlikte olmak ve iyi bir iş üretiyor olmak değil, hepsi birlikte harekete geçen bir setin içerisindeyiz. Kendimi bu noktada çok şanslı hissediyorum. Mutlaka ekibin diğer çalışanları, diğer tüm arkadaşlarım da benzeri duygular içindedir. Gencecik oyuncularla yan yanayım. Bu da beni ayrıca mutlu ediyor. İyi ki bu ekibin içerisindeyim.

Hayallerinin peşinden koşan Ayşenil Şamlıoğlu, bugün seyirciyle keyifli buluşmalara yürürken içindeki tiyatro heyecanı hiç azalmıyor, mesleğine aşık bir sanatçı olarak üretmeye devam ediyor. Biz de onu kalın perdeli kalabalık salonlarda alkışlarla selamlıyoruz.

GÖKSEL SÖZER’LE KAFASINA GÖRE SORULAR

Yazıyı paylaşmak ister misin?