YEKTA KOPAN – SIRADAN BİR GÜN
Yaşamının sıradanlığından, anlamsızlığından, ilişkilerindeki yapaylıktan bunalan, “kendini bulma ve kendi olma” süreçlerinin kendi hayatında bir türlü işleyemediğini görmenin acısını yaşayan, Mert Güriz takma adıyla kişisel gelişim kitapları yazan Armağan Gündoğdu’nun kendi dilinden aktardığı hikâyesi olan “Sıradan Bir Gün” de okur olarak “Neyim, ne olmalıyım, ne oldum?” soruları ile sık sık karşılaştım. İnsan yaşamını ne ve kim için inşa etmeli, yaşamı inşa ederken “kendi”miz nerede durmalı, bu yaşam denilen karmaşık binanın harcına kim, ne için katılmalı gibi onlarca soruyla okuru baş başa bırakan romanın bu etkisinin altında öncelikle Armağan’ın kendi sesini ve yakarışını duymamız etkili oluyor düşüncesindeyim. Sonrasında ise yalnız Armağan’nın değil hepimizin sıradan yaşamlarımızdaki sıra dışı soru ve sorunlara içten bir söylemle kapı araladığı için dikkat çekici “Sıradan Bir Gün”.
“Birden kalkıp kendi zilimi çalmayı düşündüm: “Buraya bakın, ben buradayım dünyalılar! Ben, armağan Gündoğdu. Hepinizin ayıla bayıla okuduğu Mert Güriz kitaplarının yazarı. Buradayım.” Böyle bir sahneyi düşünmüş olmak bile ellerimi terletti.”
Armağan Gündoğdu, siyasi kimliğinden ötürü kurşunlanan bir babanın ve bu esnada yaşamını yitiren bir annenin kucaktaki oğlu. Anneannesi ve dedesi tarafından Ankara’da büyütülen, üniversite eğitimi için İstanbul’a gelen, edebiyat fakültesinde öğrenci iken sonradan karısı olacak İrem ve onun yakın arkadaşı olan Sedat’la yaşamını üçlü bir ilişki ağı çerçevesinde anlamlandırmaya çalışan bir roman figürü. İrem ve Sedat girişimci, atik, dışa dönük. Armağan ise düşünen adam. Armağan okuyan, sorgulayan, yaşamı anlamlandırmaya çalışan bir adam, satan bir adam değil. İrem ve Sedat’ın dâhiyane bir fikir olarak öne sürdükleri “Kişisel Gelişim Kitapları” yazma fikri ise romanda toplumsal yapıya yönelik olarak doğrultuların eleştiri oklarının en güçlüsü bence. Romanda modern çağın insanı, kendine yön verecek, yaşamın ne olduğunu iki sayfada açıklayıverecek, kişiye ne yaparsa mutlu ve değerli olacağını aktaracak, kime nasıl davranılacağını belirleyecek, kısacası kolay yoldan nasıl keyifli bir hayat sürerim sorusunu anında tatmin edici bir biçimde yanıtlayıverecek kitapların tutkunu olarak çizilmiş. İrem ve Sedat, bu yönelimi gören modern çağ insanları olarak Armağan’nın düşünce gücü ve yazma yetisi ile Sedat’ın karizmatik duruşunu birleştirerek bir “gölge yazar” yaratma fikri ile yaşamı kurtarma, para kazanma derdindedirler. Armağan bu tasarının beyni, Sedat ise gövdesidir. Beyin ve gövdeyi bir arada tutmaya çalışan da İrem’dir. Mert Güriz, İrem, Sedat ve Armağan’ın çocuğu gibidir. İrem ve Sedat’ın aksine Armağan’ın artık kurtulmak istediği bir çocuk.
Sahte bir isimle, ünlü filozofların öğretilerinden çalıp çırparak, özgün değil taklite dayalı beylik laflarla yaşam dersi verme çabası, Armağan’ın artık katlanamadığı bir durum haline gelmiş, bu noktada çocukluk yıllarından beri tutkunu olduğu yaşamın GERÇEK amacının ne olduğu sorusu ile daha sık karşı karşıya kalmıştır Armağan. Mert Güriz’in kitapları çok satmaktadır, herkes halinden memnundur. Armağan dışında. İrem eğitim için yurtdışına gitmiş, Armağan zaten tekil olduğu dünyada yalnızlığını ve yapaylığını daha da çok duyumsar olmuştur.

Sıradan bir günde, sıra dışı bir olay kurguyu şekillendirir. Armağan yılardır yazmak istediği romanının ana karakteri olarak hayallediği ve adına Defne dediği kızın, parkta bir adam tarafından üç el ateş edilerek öldürüldüğünü görür. Evet, parkta gencecik bir kız bir adam tarafından herkesin gözü önünde kurşunlanmıştır. Armağan’nın gerçekten bunalıp hayale sığındığı anlarda Defne de hayaldir ve belki yaşanan bu cinayet de. Her şartta, Armağan gerçekle yüzleşecek, sahteliğinden ve gerçekliğinden yıldığı hayat, Armağan’a gerçek bir hediye sunacaktır aslında. Hediye.
Kurgulanan olayın şahidi olan Armağan yaşanan kargaşada bayılır, olaya engel olmak isterken Armağan’a çarpan Hediye adlı bir genç kız ise onu ayıltmaya çalışır.
Hediye, kanlı canlı, neşe dolu, sürekli konuşan, yapmacılıktan uzak, Armağan’ın sahteliklerle dolu dünyasının aksine pırıl pırıl bir gerçeklikle örülmüş, masalsı bir motif olarak çıkar Armağan’ın karşısısına. Sade ve gerçek bir figür olarak.
“Kahramanın yolculuğu sürüyordu. Hikâyemin büyülü tanrıçası karşımdaydı işte. Beni yerden kaldırmış, kendime gelene kadar başımda beklemiş, şimdi de doğrulmama yardım ediyordu.
Hediye, Armağan’ın hayatını kurtarmıştı.”
İrem’in yurtdışında bulunduğu şehirde yaşanan bombalı bir saldırının haberini tesadüfî bir biçimde televizyonda izleyen Armağan, yine tesadüfî bir biçimde İrem’le anı yaşayan biri olarak yapılan röportajı izlemekle birlikte bir karar verir: Mert Güriz’i öldürecek, yaşamı yakalayacaktır.
Kendi gerçekliğinin peşinde koşan bir adamın gölge bir yazar olarak hayatı kovalamaya çalışmasının boş ve yorucu mücadelesinin içten bir söylemle aktarıldığı romanın odak figürü Armağan, yapıtın sonunda, aslında hiç olmayan Mert Güriz’i yok edeceğinin, hep var olan Armağan Gündoğdu olarak İrem’le birlikte yaşama yeni baştan sarılacağının sinyallerini vermiş, okuru da bu noktada şu hem sıradan hem de gerçekte çok sıra dışı sorularla baş başa bırakmıştır: “Yaşam GERÇEKte nedir, biz GERÇEKte kimizdir?”
Keyifli okumalar.
Başak İNGİN
