SONBAHAR YILDIZLARI ALTINDA

Knut Hamsun’un Yaşamından Kesitler – II*

Açlık romanının bir bölümünün yayınlanmasıyla Knut Hamsun yazarlık kariyerinde çağının en önemli yazarlarından biri olma yolunda belirleyici bir adım atmış, maddi sorunları çözülmeye başlamıştı. Kendisi toplumda kabul gören ve dinlenilen bir kişi haline geliyordu. Kopenhag Üniversitesi öğrencileri kendisini birlik binasında konferans vermeye davet etmişlerdi; ilk düşüncesi “artık elbiselerimden utanmayacağım.”(1) olmuştu.

Amerika hakkında verdiği iki konferans gerekse 1989’da yayınlanan Modern Amerika’nın Kültür Hayatı Üzerine başlıklı eserinde işlediği temalar, daha önce İskandinavya kamuoyuna İbsen ve Björnson gibi Norveç’in en büyük yazarlarının aktardığı optimistik Amerika görüşüne vahşi bir zıtlık oluşturuyordu. Anonimlik, güvensizlik, köksüzlük ve fakirliğin herkesin kaderi olduğu acımasız bir ülke anlayışı, Hamsun’un Amerika’da karşı karşıya kaldığı çalışan insanın deneyimlerinden kaynaklanmaktadır.

Daha önce bir kısmı yayınlanmış olan Açlık romanının tamamı Haziran 1890’da yayınlandı. Açlık, Kafka’nın Şato’su, Dostoevski’nin Yeraltından Notlar’ı ve Rilke’nin Malte Laurids Brigge’nin Notları ile birlikte kentsel yabancılaşmanın büyük romanlarından biri olup Hamsun’un kendi öyküsünün birçok yönünü de ortaya koymaktadır. Eserin yazılmasında yazarın Kristiania’da 1880-81, 1885-86 ve 1886-87 kışlarındaki acı deneyimleri esas alınmıştır. Romanda, Kristiania’da yaşayan genç bir yabancının yazar olarak isim yapmak için çabaları anlatılır. Zamanının çoğunu beden ve ruhunu bir arada tutmaya harcar. Daima aç, evsiz, gıdasızlıktan zayıflayıp çökmüş, yıpranmış elbiseler içinde Kristiania sokaklarında dolaşır, iş arar, yiyecek ister; polisler, serseriler, orospular, kendisi gibi tuhaf kişilerle şaçma karşılaşmalar yaşar. Talepleri ile hayatın gerçekleri arasındaki uçurumun katastrofik seviyesini, daima düşman olarak algılanan bir çevre dünyadan gerek acıyarak gerekse saçmalayarak uzak tutmak zorundadır. Romanda, anlatıcının güçlü zihni ile kişilik yok edici toplam güçler arasındaki mücadelenin yarattığı gerilim kurgunun yerini almıştır. Son sayfalarda, anlatıcı İngiltere’ye giden bir gemide çalışmak üzere ümitsizce mücadele ettiği şehirden ve romandan ayrılır. Eserin yüksek düzeyde başarısı, Avrupa ve Amerikan literatüründe merkezi metinlerinden biri olarak yer almasını sağlamıştır.(1, 2)

Hamsun 1890’da üç konferansla Bergen’den başlayan bir konferans turuna başladı. Bunlardan biri Norveç edebiyatı, diğeri psikolojik edebiyat, üçüncüsü ise kült edebiyat olup aynı yıl yayınlandı. Bu konuşmalarda kimseyi övmüyor, yaşlı genç tüm çağdaşlarını keskin bir dille tenkit ediyor, Shakespeare, Platon ve Dante gibi edebiyat tarihinin kahramanları ile modern büyükler dahi güçlü eleştirilerden kendini kurtaramıyorlardı. En büyük tenkitlerini ise Norveç’in dünya çapında oyun yazarı Henrik İbsen’e yöneltiyordu.

1890’da tamamlanan Sırlar Hamsun’un yazdığı şaheserlerden ikincisi olup, kurgu olarak roman dünyasına giren bozulmamış kendi portresine son derece yakındır. Romanın baş kişisi, Nagel, sahte tavırlı, deli ile dahi arası patalojik bir fenomen, bölünmüş bir kişilik olup tezatlar ve uyumsuzluklarla doludur (3). Kitap yayınlandığında iyi kabul görmedi. Hatta Hamsun, Edvard Munch ile birlikte anılarak, “sapıklık ve mistisizmde yeni kült üretenler” olarak aynı kategoriye dâhil ediliyordu (1). Aslına bakılırsa, roman Joyce’un Ulysses’u da dâhil olmak üzere, son yüzyılların kendisiyle karşılaştırılabilecek eserlerin hepsinden daha fazla, bir diğer şuura gerçek ve fiziksel yakın olma hissi veren mükemmel bir romandır. Nagel’in düşüncelerine giren bir seri monologda Hamsun henüz İngiliz yazarlar keşfetmeden 20 yıl önce bilinç akımı tekniğini kullanmıştır. Hamsun genç kişiliğinde en fazla etkili olan yazarların Nietsche, Strindberg ve Dostoyevski olduğunu, Dostoyevski’nin etkisinin azalmayan parlaklığıyla tüm yaşamı boyunca sürdüğünü söyler.

Her ne kadar medeniyet ve kibarlığa karşı ilgisiz tavırlar takınsa da bir süre Paris’te kalmak ve aynı zamanda Fransızca da öğrenmek amacıyla 1893’te Fransa’ya gitti. Paris’te tanıştığı Alman Albert Langen’in kurduğu yayınevinde Almanca olarak yayınlanan Sırlar romanı başarılı oldu. Bu, Hamsun’un Alman yayın hayatı ile ömür boyu şüren sevgi ilişkisinin başlangıcı olup gelecek 25 yıl Hamsun’un ekonomisi büyük ölçüde buraya bağlı olacaktır. Fransızca öğrenme çabasında pek başarılı olamadı. Paris’te tanıştığı bazı İskandinav sanatçı ve yazarlara yardım etti. Strindberg ile Paris’te zaman zaman buluşarak görüştüyse de pek anlaşamadılar ve ilişkileri sona erdi. Verlaine ve Gauguin gibi o dönemin tanınmış Fransız sanatçı ve edebiyatçılarıyla da tanıştı. 1895’in bahar aylarında Norveç’e dönerek dinlenmek ve memleket havasında tekrar sağlığını geri kazanmak için küçük bir yerleşim yerine çekildi.

Hamsun’un Fransa seyahati öncesi yayınlanan romanı Editör Lynge çok iyi satmasına karşın en az çevrilen zayıf eserlerinden biridir. Sığ Toprak Kopenhag’da yayınlandı ve Editör Lynge’den de daha sert eleştirilere maruz kaldı. Kitapta, Norveç gençliği ile işe yaramaz savurgan kişiler olarak portreleri çizilen bir grup sanatçının yaşam tarzları karşımıza çıkarken, hevese kapılarak hayatını yaşamak üzere kocasını terkeden, yanlış ve işe yaramaz bir erkekle beraber olan, sonunda tekrar sağlıklı ve güvenli bir yaşama dönen bir kadının yaşamı anlatılır.

Sığ Toprak üzerindeki tartışmalardan oldukça yorulan Hamsun bir süre kendini içki âlemlerine verdikten sonra 1894 ocağında Pan’ı yazmaya koyuldu. Norveç’in kuzeyinde küçük bir balıkçı köyünde, orman kenarında bir kulübede yaşayan teğmen Glahn üzerinde etrafındaki doğanın derin bir panteistic kişilik atmosferi yarattığını görürüz. Glahn’ın Edvarda ile olan aşkı ise yılın tüm safhaları boyunca ilerler ve kışın gelişiyle sona erer (4). 1894’te yayınlanan Pan şimdiye kadar yazılan en güzel aşk hikâyelerinden biridir; ne bir kelime fazladır ne de eksiktir. Bu bir dikişsiz sanat, görülmeyen, söylenmeyen şeyin tüm ustalığını sergileyen, sessizliğin imalarında sonsuz ve masif, bir çizginin parlayan ışığında tüm duygu ormanlarını ve okyanusları aydınlatan bir eserdir (1).

Noreç’in en büyük edebiyatçıları, İbsen, Björnson ve Strindberg, oyun yazarları olup eserleri Avrupa’da çok tutuluyor sahnelerden inmiyordu. Hamsun kendisi de, aynı zamanda ekonomik katkısı olabileceği düşüncesiyle, oyun yazmayı planlamaktaydı. Birbiriyle ilişkili ve Kareno Üçlüsü olarak bilinen üç oyun yazdı: Krallığın Kapılarında, Yaşam Oyunu, Akşam Işıltısı. Üç oyun da 1898’den başlayarak Kristiania Tiyatrosu’nda defalarca temsil edildi. Oyunlar Almanya ve Rusya’da Norveç’tekinden daha iyi iş yaptı. Büyük Rus tiyatro yönetmeni Stanislavski otobiyografisinde Yaşam Oyunu’nun sanatsal faaliyetlerinde bir dönüm noktası olduğunu belirtmiş ve eserin incelenmesine bütün bir bölüm ayırmıştır. Hamsun oyun yazarlığında kendisi için bir gelecek görmediğini düşünerek sonraki yıllarda bu alana daha az zaman ayırmıştır..

Bir Alman yayınevinin organizasyonu ve Björnson’un tavsiyesiyle Münih’e davet edilen ve orada iki kısa öykü, Yaşamın Çağrısı ve Aşk Köleleri, yazan Hamsun Açlık yazarı olarak genç Alman yazarları arasında aşırı ilgi topladı. Eğitim ve Kilise Teşkilatı tarafından o yılın en başarılı yazarına verilen ödül için belirlenen adaylar arasından Hamsun’un adının, Almanya’da yayınlanan Yaşamın Çağrısı adlı hikâyesindeki bazı özellikler gösterilerek, çıkarılmasını Norveç Yazarlar Cemiyeti protesto edip ödülü kendi aralarında toplamaya karar verdilerse de toplanan miktar yeterli olmadı. Fakat Almanya’da yayıncı Langen’in insiyatifi ile oluşturulan bir fonda ödüle eş değer bir para toplanması Hamsun’un Almanya’daki popüleritesinin güzel bir göstergesiydi.

Münih dönüşünde tekrar geziye çıktığı Valdres vadisinde kaldığı bir otelde tanıştığı Bergljot Geopfert ile ilk evliliğini yaptı ve balayı için tekrar Valdres’e hareket ettiler. Hamsun’un evlilik hediyesi beş bülümlük uzun bir el yazması şiirdi: Bergljot’a.

1897’de yayınlanan, Hamsun’un en önemli eserlerinden biri ve sevginin ölümü için bir requem olan Victoria, Yazarın 18 yaşında yazmış olduğu Björger adlı kısa romanının olgunlaştırılmış halidir (5). Romanda değirmencinin oğlu Johannes’in köyün zengin kişisinin kızı Victora’ya aşkı anlatılır. Burada aşkın gerçek aşk olduğu, bunun da doğal olarak hayal kırıklığına yazgılı olduğu vurgulanır. Üst düzey bir peri hikâyesi olarak en büyük ticari başarıyı sağlayan Victoria eleştirmenlerden de övücü yazılar aldı. Aynı yıl daha önce kendisine verilmeyen Eğitim ve Kilise Teşkilatı ödülünü aldı.

1898 yılında eşiyle birlikte Finlandiya’ya giderek Helsinki’de bir ev bulup kışı orada geçirdiler. O yıllarda Rusya’nın bir eyaleti olan Finlandiya’dan Rusya’ya geçip, 15 saatlik bir tren yolculuğuyla St. Petersburg’dan Moskova’ya ulaştılar; oradan da Vladikaukaus, Tiflis, Bakü ve Hazar denizine kadar seyahat ettiler. Rusya’dan gezi notları Harikalar Ülkesinde, Kafkasya’da Karşılaşılan ve Hayal Edilen başlığıyla 1903’te Kopenhag’da yayınlanmıştır. Petrol şehri Bakü’yü hiç sevmemişse de Türkiye’ye yaptığı seyahati konu alan Hilalin Altında isimli eserinde ilginç bilgiler bulunduğu, doğuya doğru gittikçe hayranlığının daha da arttığı ifade edilir (6). 1989 eylülünde yeniden Kopenhag’a döndüler.

1990 nisanında, 25 yıldan sonra çocukluğunu geçirdiği yerleri ziyaret etmek için Hamaröy’e giderek ailesiyle bir ay kalıp onlara çiftlik işlerinde yardımcı oluyordu. Bu arada evlilik sorunları derinleşmeye başlamış, Bergljot’un hamile olması bile Hamsun’u eve bağlamaya evliliği pekiştirmeye yeterli olmuyordu. Vaktini kafelerde, içki âlemlerinde geçiriyor, gece gündüz içerek sağda solda anlamsız saçma davranışlar sergiliyordu. Bir ara, altı hafta süren içki partisi düzenleyen Hamsun için bu günler çok tuhaf dönemlerdi. 1902’de kızı Victoria doğmasına karşın gelecek günlerde ilişkiler kesilecek ve evlilik sona erecekti.

1902’de tamamlanan Fiar Vendt, isyan, teslimiyet ve yaşayan iman gibi bir bireyin Tanrı ile ilişkilerini konu alan bir oyun olup Christiania eleştirmenler ödülünü aldı. 1903’te yayınladığı iki kitaptan birisi konusunu önceki yıllarda seyahat ettiği Rusya’daki efsane bir kişilikten aldığı Kraliçe Tamara, ikincisi eski ve yeni hikâyelerini bir araya getiren Çalılık, Hikâyeler ve Skeçler başlıklı bir eserdi. 1904’te ise Vahşi Koro başlıklı şiirler toplamı göründü. Gyldendal yayınevi için ısmarlama olarak yazdığı ve Aralık 1904’te piyasaya sürülen Küme’de diğer romanlarındaki atmosfer ve karakteristik kişiler yerine halk işi küçük kasaba işleri ve kişileri ile mizahi neşelilik göze çarpmaktadır. Yazarın üçüncü ve son kısa hikâye toplamı olan Yaşam Mücadelesi eski ve yeni hikâyeler toplamı olarak 1905’te yayınlandı.1908’de yayınlanan Rosa, Hamsun’un mükemmel üslubuyla, güzel çekingen Rosa ile ona tutulan Parelius’un ilişkilerini bir sahil kasabası ortamında vermektedir (7). Bu yıllarda Hamsun’un diğer bir eseri Benoni de piyasaya çıkar.

1906’da yayınlanmış olan Sonbahar Yıldızları Altında büyük bir melankolik güzelliğin anlatımı ve günlük, dikkat edilmeyen, küçük şeylerdeki mucizeyi bulmada Hamsun’un yeteneğidir. Burada Açlık’ta olduğu gibi diyaloglar yerine gezgin anlatıcının yaptıkları, hayalleri ve düşünceleri vardır.  Bu kez, yazar otobiyografik tarza daha da yaklaşmış ve anlatıcı için kendi özgün adını, Knut Pedersen, kullanmıştır. Kendi geçmişi ve çağdaş Norveç’in sembolik bir görünümü olan manzaralar boyunca kendi kültürel formasyonunu gizleyerek çiftlikten çiftliğe iş arayarak dolaşır. Çalıştığı bir malikânenin hanımına, Bayan Falkenberg’e, âşık olur. Bu eserin anlatılamayacağı, anlatının özünü yakalamaya çalışırken kelimeler arasında kaybolup gidebileceğimiz ima edilmektedir. Kitap Türkçe’de Hüzünlü Havalar ve Son Mutluluk’la birlikte Göçebe adı altında yayınlanmıştır (8).

Rosa romanını yazdığı sırada öğretmen ve tiyatro sanatçısı Marie Andersen ile Yaşam Oyunu’ndaki bir rol vesilesiyle tanışmışlar, ilişkileri bir tutkuya dönüşmüştü. Marie kısa zamanda evleneceği adamın iki yönüyle de tanışıyordu:  bir tarafta benmerkezci, despot, aşkta fanatik ve gururlu, diğer tarafta ise hassas, cömert, son derece çaresiz ve yalnız bir adam. 12 Haziran 1909’da evlendiler.

1909’da basılmış olan Göçebe üçlemesinin ikincisi olan Hüzünlü Havalar yaşlılık sürecine yavaş ve uzun bir bakıştır. Burada, Knut Pedersen önceki romanda bulunduğu yerleri altı yıl sonra sakal bırakıp kimliğini gizleyerek yeniden ziyaret eder; hala Bayan Falkenberg’e âşıktır. Eserde dünyadan melankolik bir çekiliş, bir nevi Asya tarzı dinginlik atmosferi sezilmektedir. “Yaşlılıkta hayatımızı yeniden yaşayamayız sadece hatıralarımızın yardımıyla ayakta durmaya çalışırız.” Bu ikinci ciltte, endüstrileşmenin karşı konulamaz baskıları altında yüzyılların istikrarından sonra dağılmaya başlayan Norveç’teki sosyal ve ekonomik yapının durumu üzerinde görüşlere rastlıyoruz. (1, 8).

Son Mutluluk yazarın son yıllardaki yaşamına benzer bir seyir izlemekte, Norveçteki modern yaşamın her yönüne karşı çıkmaktadır. Bu romanda yazar Hamsun ile anlatıcı Knut Pedersen arasında oldukça yakın bir benzerlik göze çarpar (8).  Diğer eserlerinden ziyade biz yazarın kendisini okuyucuyu sımsıcak saran bu üçlüde buluyoruz.

*) Bu yazının hazırlanmasında genel olarak 1 No’lu kaynaktan yararlanılmış, bunun yanında, Behçet Necatigil’in Knut Hamsun’dan çevirdiği eserlerden bazılarına yazdığı önsözlerden de yararlanılmıştır.

1) Ferguson, R., Enigma, Farrar, Straus & Giroux, 1987 New York, 453 pp.

2) Hamsun, K., Açlık, Çev. B. Necatigil,Varlık Yayınları, 2016 İstanbul, 158s.

3) Hamsun, K., Düğüm, Çev. H. Tüzün, Milliyet Yayınları, 1971 İstanbul, 409 s. Eserin özgün adı Mysterien (Sırlar) dır.

4) Hamsun, K., Pan, Çev. B.Necatigil, Timaş Yayınları, 2011 İstanbul, 221 s.

5) Hamsun, K., Victoria, Çev. B. Necatigil, Timaş Yayınları, 2013 İstanbul, 157 s.

6) Hamsun, K. – Andersen, H.C., İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, Yapı Kredi Yayınları, Çev. B. Gürsaler-Syvertsen, 1998 İstanbul, 1 – 72 s.

7) Hamsun, K,. Rosa, Çev. B. Necatigil, Can Yayınları, 2009 İstanbul, 194 s.

8) Hamsun, K., Göçebe, Çev. B. Necatigil, Timaş Yay., 2014 Ankara, 504 s.;

HARZEMŞAH HAFIZOĞLU

Yazıyı paylaşmak ister misin?