KUMBARADAN DÖKÜLEN HİKAYELER

Doğu Yücel. Gerektiğinde salladığında dökülen hikâyeleriyle dolu kumbarası var. Yazmanın inat işi olduğunu düşünüyor. Emek veren herkes yazabilir ona göre. Ama o sadece edebiyat değil sinema ve müzik alanlarında da yetkin. Okuyucularına karşı sorumlu bir yazar. Öyle ki Peter Pan gibi davranıp Kaptan Kanca gibi kötülük yapamayacak kadar dürüst. Son kitabı Kimdir bu Mitat Karaman’ın ise “en olmuş” romanı olduğunu söylüyor.

Biz de en baştan sormaya başlıyoruz. Yazma serüveni nasıl başladı?

Ben erken yaşta, daha okumayı yeni söktüğüm, yazmayı öğrendiğim yıllarda başladım yazmaya. Çocuksu bir güdüydü. Steven Spielberg filmlerini, Superman gibi çizgi romanları ve Jules Verne maceralarını sevdiğim için onlara benzer hikâyeler yazmaya çalışıyordum. Bu konuda yetenekli miyim, yazdıklarım gerçekten iyi mi, gibi soruları sormadan, kendi kendime oynadığım bir çocuk oyunuydu. Derslerde sıkıldığımda defterime veya ders kitaplarındaki o boş sayfalara karalıyordum aklımdan geçen hikâyeleri. Yazma konusunda bir yeteneğim olabileceği fikri ortaokul 3’e dayanır. İngilizce öğretmenimiz derste bize beyin fırtınası egzersizi yaptırdı. Ben bu egzersizlerde öykü yazmıştım. “O öyküleri değerlendirmelisin” dedi. O dönem okul dergisinin editörüydüm, bir öykümü okul dergisinde yayımlattım. Güzel yorumlar geldi. Üniversite yıllarında peş peşe iki öykü yarışmasında ödül alınca ikna oldum. Erken başladığım için şu an öykü yazmayı, olay örgüsü kurmayı çok ahım şahım bir yetenek olarak görmüyorum. Bir çizer / ressam veya müzisyen olmak gibi değil bence, sanki herkes, belli bir konsantrasyona ulaşabilirse ve yazarlar kadar emek harcarsa yapabilirmiş gibi geliyor.

Çocukluğunda Jules Verne’e, ortaokul ve lise çağlarında ise Stephen King, Italo Calvino, Aziz Nesin, Stanislav Lem gibi yazarlara merak sarmış. Yazar ve çevirmen anne Şükran Yücel ise en büyük destekçisi olmuş.

Peki, Yücel’in yazma ritüeli var mı?

Kısa bir spor egzersizi, güzel bir kahvaltı, yeşil çay derken masaya otururum. Rahat kıyafetler. Gün boyu öğünlerden sonra filtre kahve. Belli uzunlukta bir bölüm yazdığımda müzik molası.

İlhama veya dürtüye inanmıyorum, doğa üstü bir şey gerçekleşiyor gibi davranmak doğru değil bence. Ama insan beyninin tuhaf çalışma şekilleri, üretim safhasında da kendini gösteriyor. Bir tür vahiy gibi. Yolda yürüyorsunuz, aklınızdan tamamen alakasız şeyler geçerken bir anda ampul yanıyor ve bir hikâye fikri doğuyor.

Çocukluğumda kurduğum o çocuksu uydurmalardan Güneş Hırsızları isimli bilimkurgu novellasını çıkardım. Varolmayanlar da gençken aklıma düşen çok basit, ufak bir fikrin dallanıp budaklanarak gelişmesiyle ortaya çıktı. Zihnim hikâye fikirleriyle doldurulmuş bir kumbara gibi. İhtiyacım olduğunda sallıyorum ve içinden birkaç tanesi dökülüyor.

Kitaplarını ilk kim okuyor?

Başlarda annemdi. Üniversite yıllarında, arkadaşlarıma okutmaya başladım. Şimdilerde edebiyata hakimiyetlerine güvendiğim arkadaşlarıma veya sıkı okurlarıma gönderiyorum.

Kimdir bu Mitat Karaman?

Yıllardır aklımdan geçen bir karakterdi. Pasif, beceriksiz, yalnız, yani bir açıdan tipik bir kaybeden. Fakat diğer taraftan kendine has gariplikleri ve kendisinin bile farkında olmadığı bir hayal dünyası var. Bu karakter cepteydi, fakat bu karakteri nasıl bir hikâyeyle anlatabileceğimi bilmiyordum. Bir gün apartmanımızdaki bir hırsızlık vakasıyla aradığım olay öyküsünü buldum. Mitat’ın yanlışlıkla, hatta hiç farkında olmadan birinin ölümünde parmağı vardı. Ondan sonra Mitat kendini bir paranoya sarmalının içinde buluyordu. Zaten romana başladığımda darbe girişimi çok sıcaktı. Dedim ki, Mitat’ın olağanüstü hikâyesi neden olağanüstü hal şartlarında gerçekleşmesin. Neden ben hikâyemin perde arkasında post-darbe girişimi sendromunu koymayayım?

Kitabın popüler olmasını neye bağlıyorsun?

Yayınevi değişikliği etken oldu tabii. Her yayınevinin kendi kitlesi var. Okur ve yayınevi arasındaki en sıkı ilişkilerden birini görüyoruz Can Yayınevi’nde. O yüzden daha önceki kitaplarımla ilgilenmeyen yepyeni bir okur kitlesini buldum karşımda. Tür değişikliği ise en az bunun kadar etkili oldu, hatta belki de daha fazla. Daha önce yazdığım romanlar okurlardaki fantastik önyargısına çarpıyordu. Onlar da Mitat’la birlikte ilk defa beni okudular.

Bundan sonra ne yazacağımı ise tam olarak bilmiyorum. Aklıma düşen hikâyelerin ve daha önce bahsettiğim hikâye kumbarasındaki hikâyelerin peşinden gidiyorum. Bunların arasında bilimkurgu da var, karakter odaklı klasik roman da var, fantastik de var.

Kitaplarınızda, yayımlandıktan sonra değişiklik yapmak istediğiniz oldu mu?

Evet, hatta çok oldu. Varolmayanlar tam baskıya giderken Pergamon Krallığı’ndaki kurgusal yan hikâyeyi Osmanlı’ya çevirmek istemiştim. Ama artık çok geçti. Aylarca bunun pişmanlığını yaşadım. Ama şimdi dönüp baktığımda iyi ki değiştirmemişim, diyorum. Yazdığım bazı ifadelere veya cümlelere takıldığım da olmuştur. Hayalet Kitap’ın “10. Yıl baskısı” gibi bazı özel baskılarda revize yapıyorum. Stephen King yapıyorsa ben niye yapmayayım?!

Anılmak istediğiniz kitabı yazdınız mı?

Kimdir Bu Mitat Karaman?’ı en “olmuş” romanım olarak görüyorum. Varolmayanlar ise dünyaya bakışımı en net ortaya koyan, misyonum haline gelmiş olan hayal gücünü iyi temsil eden roman. Ama oyumu Güneş Hırsızları’ndan yana kullanabilirim. İki sebebi var: Öykü sanatına sevgim çok büyük ve bu sanatın romanın gölgesinde kalmasına üzülüyorum. Bence gelecekte bu durum değişebilir. İkinci sebebi ise bu kitap benim edebiyatımın özeti gibi. Diğerleri roman oldukları için bazı yönlerimi öne çıkarırken, Güneş Hırsızları’nda bilimkurgudan büyülü gerçekçiliğe kara mizahtan macera edebiyatına, tüm yönlerimden bir parça var.

Yazar olarak kendinizi topluma karşı sorumlu hissediyor musunuz?

Tartışmalı bir konu ama “evet” diyeceğim. Bence iyi yazar az ya da çok politik olmalı. Yani ben edebiyatın fantastik kulvarında kalem oynatmış biri olsam da toplumsal gerçekçi birçok temayı işliyorum yıllardır. Tabularla, iktidarla, sistemle bir alıp veremediğim olduğu için yazıyorum biraz da. Benim kafamdaki ideal yazarın politik bir kimliği de var yani. Eğer politik bir kimliğe sahipseniz bunun sorumluluğunu da taşımanız gerek. Bunun yanı sıra, iyilikten güzellikten düşlerden bahseden bir yazarım, bu konularda samimi olduğum için okurlarım benim imza günlerime geliyorlar, kitaplarımı alıyorlar, arkadaşlarına hediye ediyorlar. Ben bu hikâyelerde savunduğum değerlerin tersine hareketlerde bulunamam. Peter Pan gibi davranıp Kaptan Kanca gibi kötülük yapamam. Özellikle de cehaletin, kibrin, küstahlığın, cinsiyetçiliğin, samimiyetsizliğin salgın hastalık gibi yayıldığı ülkemizde az çok bir okur kitlesinin takip ettiği biri olduğumu unutup saçma sapan davranamam. Böyle davranırsam okurlara da o kitaplara da saygısızlık olur. Buna hakkım yok.

Günümüzde sayıları artan edebiyat dergileri içinse olumlu konuşuyor.Dergilerin, fanzinlerin, webzine’lerin hepsinin edebiyata katkısı büyük.Weird Tales’den Öküz’e, Ot’tan Kafasına Göre’ye kadar her dergi, yayımlandığı bölgenin edebiyat kültürünün oluşmasına yardımcı olur.

Yücel’in favori kitapları ise şöyle:

Şu an için: Douglas Adams-Otostopçunun Galaksi Rehberi, Melville-Katip Bartleby, Bram Stoker-Drakula.

Okul ve Küçük Kıyamet’ten sonra şimdi de son kitabınızın filme çekilmesi gündemde. Herhangi bir endişeniz var mı?

Filmler kitaplara zarar verebiliyor ama yararı da oluyor. Okul filmi bunun güzel bir örneği, Hayalet Kitap’ın tanıtımına artısı oldu ama diğer yandan da kitabın lisede geçen, arada sulu esprilerin olduğu bir gençlik romanı sanılmasına neden oldu. Ama olsun, bir hikâyemi temel fikirlerinden bazılarını koruyarak beyaz perdede izlemek harika bir tecrübeydi. Mitat’a gelecek olursak, birçok oyuncu oynayabilir, benim karar vermem doğru olmayabilir, o yüzden bugüne kadar okurlardan gelen birkaç adayı söyleyeyim: Ali Atay, İlker Kaleli, Engin Günaydın, Olgun Şimşek.

Kendisinde yönetmen kumaşı olmadığını ifade eden Yücel, filmi yönetmesini isteyebileceği isimler arasında Coen Kardeşler veya Taylan Biraderleri sayıyor.

Yazmak isteyenlere ise Yücel’in tavsiyesi şöyle:

Çok okusunlar, çok yazsınlar, yazdıklarını çok silsinler ve yazmanın peşini bırakmasınlar. Çünkü yazmak bir inat hikayesi.

Edebiyat ve sinema dışında, dergilerde müzik yazarlığı yapan Iron Maiden hayranı Doğu Yücel, çok yönlü olmadığını iddia etse de biz onun her alandaki yazılarını merakla takip ediyoruz. Yazma konusunda inadını bırakmaması dileğiyle.

Yazıyı paylaşmak ister misin?