DÜNYAYI PRENSESLER KURTARSIN!
Yeniden anlatımları sever misiniz?
Ben hiç sevmem! Bir romanda ya da hikâyedeki kahramanla yeniden yeniden karşılaşmaktan hoşlanmıyorum, hele ki sevmediğim bir karakterse. Yıllardır Roman Kahramanları Sendika Başkanlığı yaptığım için görmemezlikten görme, kaçınma gibi bir ihtimalim de yok. Sonuçta bütün roman kahramanları yıllık olarak sendikaya geliyor, toplantılar yapılıyor ve en önemlisi; aidat ödüyorlar! Başımıza gelenleri, dertleri ve yazarlarımızın bizlere yaptığı haksızlıkları enine boyuna konuştuğumuz için görmemezlikten gelebileceğim bir roman kahramanı olamıyor maalesef.
Mesela Hamlet, kendisi orijinalinde bir roman kahramanı olarak yaratılmasa da sendikamıza kayıtlı. Her yıl en az on defa onun yeniden yazılmış versiyonu aramıza geliyor. Kimseye de gel diyemiyorsun, sonuç olarak sendikamızın başlıca özelliği herkese kucak açması. Ama yazarım da beni çok iyi huylu ve sakin yaradılışlı bir kahraman olarak yazmamış. Özümde iyi ama sinirlendi mi de dünyayı yakan bir roman kahramanıyım. O yüzden Hamlet ve diğer versiyonlarıyla bol bol kavga ediyoruz. Onlar da ben de sesimizi yükseltiyoruz ama neyse ki sonunda tatlıya bağlıyoruz.
Neyse, konumuz Hamlet değil; belki bir gün onunla olan atışmalarımızı da yazarım ama bu sayı değil. Bu yazıda sizlere çok sevdiğim bir yeniden anlatımdan bahsedeceğim. Ama aranızda bilmeyenler için yeniden anlatımın ne olduğundan bahsedeyim; hali hazırda yazılmış bir eserin bazı öğelerini alarak (karakterleri, dünyası, evreni vs.) yeniden bir eser yaratmak. Buna hayran kurgusu da denebilir ama bugün size anlatacağım seri bir hayran kurgusu olarak geçmiyor. Ay Günlükleri Serisi, siz insanlara küçükken bol bol anlatılan/okunan masalların yeniden anlatımı.
Meraklananlar için hemen söyleyeyim; Ay Günlükleri Serisi’nin altı kitabı da Türkçeye çevrilmiş ve satışta. Amerika’da yayınlandığında satış listelerinde uzun süre ilk sıralardan inmedi. Birçok insan, ana karakterlerinin yaşı sebebiyle genç yetişkin kitabı diye kategorilendirse de genç yetişkin olmadan bu seriyi okudu diye kimsenin yargılanacağını düşünmüyorum. Hatta siz insanların gündeminin çok yoğun ve bunaltıcı olduğu şu günlerde macera dolu bu kitaplara sarılmanızın daha iyi geleceğinden eminim. Hem böylece çocukluğunuzun o sakin günlerini masal kahramanlarının yeni halleriyle okurken kıkırdarsınız. Dünya çapında çok sevilen yazar Marissa Meyer’in akıcı üslubu, esprili anlatımı işinizi iyice kolaylaştırıyor. Kitapçılarda rastlaştığınızda kalınlıklarından çekinmeden alabilirsiniz, çünkü maceranın akışına kendinizi kaptırdığınızda her şeyi unutacaksınız.
Serinin ilk kitabı Cinder, bizimkinden farklı bir evrende yaşıyor. Yarı insan yarı robotların, yani cyborgların var olduğu bir evrende hepimizin Külkedisi diye tanıdığı Cinderella’yla karşılaşıyoruz. Üvey annesi ve kız kardeşlerinin zulmüne uğrayan bu cyborg kızımız distopik bir evrende yaşıyor ve her romanda olduğu gibi burada da başına birçok macera geliyor. Kendini romanının ana kahramanı olarak buluyor.
Sürprizbozan (spoiler) vermemek için kırk takla atmaya devam ederek serinin ikinci kitabı Scarlet ise Kırmızı Başlıklı Kız’ın yine aynı evrende var olmasıyla başlıyoruz. Üstelik masaldaki kurtla da karşılaşıyoruz ama farklı bir şekilde. İlerleyen sayfalarda Cinder ve Scarlett’ın yolları kesişiyor ve roman daha da heyecanlanıyor!
Üçüncü kitap Cress’te ise bilin bakalım hangi masal prensesiyle karşılaşıyoruz? Hayır, bilemediniz. O prensesten biraz sonra bahsedeceğim. Şimdi o meşhur lepiska saçlı hanım kızımız Rapunzel’in zamanı. İkinci kitapta Cress devam eden maceraya dahil oluyor. Bu üç kızın birleşmesinde çok önemli sebep tabii ki kötü kalpli kraliçe. Çünkü her prensese zulmeden, hikâyenin devam etmesini sağlayan bir kötü olmalı.
Serinin ara kitabı olan Levana ise kötü kalpli kraliçenin nasıl kötü olduğu ve onun neden böyle işler peşinde koşturduğunu anlatıyor. Serinin ara kitabı olduğu için olayların akışına müdahale etmeyen, olayların başlamadan önceki zamanını anlatıyor. Yani kötü karakterleri seviyorsanız, Levana ile tanışmanızı isterim. Kişisel olarak çok sevmesem de sendikanın aidatlarını ödeyen ve kötülüğünün hakkını veren bir kötü kalpli kraliçe o.
Winter adlı son kitap ise hepinizin merakla beklediği prensesi getiriyor: Pamuk Prenses! Burada Winter adıyla karşımıza çıkıyor ve prensesler ekibimize katılıyor. Bu kitapta maceranın nihai sonucu gerçekleşiyor ve okurlarda ayrı, biz roman kahramanlarında ayrı bir keyif bırakıyor. Neden olduğunu söylemeyeceğim, çünkü okumanızı istiyorum. Serinin sonradan çıkan kitabı Uzak Yıldızlar ise Ay Günlükleri Serisi’ne doyamayanlar için yazılmış kısa hikâyelerle dolu bir kitap. Ben baştan söyleyeyim, okuyup okumaması size kalsın.
Yeniden anlatımları sevmememe rağmen bu seriyi çok seviyorum. Neden biliyor musunuz, Cinder, Scarlet, Cress ve Winter çok güçlü genç kadınlar ve başlarına gelmeyen kalmamasına rağmen her seferinde bir çıkar yol buluyorlar. Gerektiğinde birlik olup bize dayanışmanın en güzel örneklerini gösteriyorlar. Robotlarla bezeli evrende yaşamalarına rağmen size okuyarak büyütüldüğünüz masallardaki kadar tatlı karakterler olarak çıkıyorlar. Üstelik masallardaki kadar saf değiller! Haydi bakalım, daha fazla detaya girmeyeyim de gerisi size kalsın.
Ben şimdi bizim prenseslerle beş çayına gidiyorum, bay bay!
Sufyu / Roman Kahramanları Sendikası Başkanı
