HOLLY GOLIGTHLY İLE GÖRÜŞME
Yazarın yarattığı roman kahramanıyla kendisi arasında nasıl bir ilişki vardır sizce? Birebir kendini mi yazar, yoksa kendisinden parçalar mı barındırır? Yoksa tamamen başka birisini mi yazar?
Bu soruların cevabını bulmak için yazarlarla birebir konuşmak yeterli olmaz, bir de roman kahramanlarına sormamız gerekir! Ben de bu sayıda herkesin hayran olduğu Tiffany’de Kahvaltı kitabının karakteri Holly Golithly’yle röportaj yapacağım. Roman Kahramanları Sendika Başkanı olarak en azından bunu yapabilirim ve kafanızdaki soru işaretlerine cevap bulabilirim diye düşündüm. Onun bana ”Sevgilim” diye hitap etmesine bakmayın, o herkesle böyle konuşur küçük ve yaramaz bir kız çocuğu gibi. Sanırım onu en çok bu yüzden seviyoruz, değil mi?
Sevgili Holly, uzun süredir roman kahramanı olarak aramızda yaşadın. Sonra da seni Audrey Hepburn canlandırdı ve 1961 yılından beri hem roman hem film karakterisin. En çok hangisi keyifli, roman mı film mi?
Bu soru çok zor oldu ama roman sayfalarında canlanmayı daha çok sevdim sanırım! Filmde bana özgürce yaşayacak hiçbir yer bırakmamışlar gibi geldi. Kıyafetlerim, kedim her şeyin görüntüsü ortada var ve izleyenlerin hayal etmesini gerektirecek hiçbir şey kalmamış. Ama romanda ben sadece benim, kimsenin beni canlandırmasına gerek yok. Evimi, sevgililerimi istedikleri kadar tarif etsinler, ben o sayfalar arasında özgürüm! Sevgilim, sen de biliyorsun ben özgürlüğüme çok düşkünüm.
Neden Tiffany, dünyada başka bir yer yok mu?
Şimdi şöyle anlatayım, New York’ta Tiffany adı verilen bir yer vardır. Tabii şimdi nasıl görünüyor bilmiyorum çünkü ben 2. Dünya Savaşı sırasında orada yaşıyordum. Ve taksiye binip Tiffany’ye gitmenin beni sıkıntıdan uzaklaştırdığını düşünürüm. Oranın sessiz ve gururlu görünüşü beni bir anda sakinleştirir. Sanki orada kimsenin başına kötü bir şey gelmeyecekmiş, güzel giysili iyi adamların içinde bir şey olmayacakmış gibi. Tiffany’nin verdiği bu duyguyu çok seviyorum, huzur dolu bir yer.
Sence bir romanda yazar anlatıcı mıdır her zaman? Mesela bir romanda da sen anlatsan olanı biteni?
Bizim romanda anlatıcı Truman Capote’nin kendisi gibi anlaşılıyor. Yani Capote olarak düşünebiliriz, bunda sorun yok. Ama benim bir kitapta yeniden var olmam meselesine gelince… Ah sevgilim, ben anlatmak için değil anlatılmak için yaşıyorum. O yüzden benim ağzımdan anlatılan bir filmle karşılaşamayacaksınız.
Bir kedin var ve ata binmeyi çok seviyorsun. Buradan hayvanları çok sevdiğini çıkartabilir miyiz?
Hayvanların hepsine bayılırım! Keşke birçok evcil hayvanım olsa, hatta… durun! Hatta bir çiftliğim olsa ve hepsini her gün kendi ellerimle beslesem… Ama o zaman onları hapsetmiş olurum. Her neyse, bir kedim var ve kedimin adı yok. Çünkü o da benim gibi çok özgür ruhlu ve o da benim gibi kendi adını kendi seçmeyi hak ediyor.
Peki gerçek adın nedir?
Ah seni şaşkın sevgilim… Kitabı okuduysan adımı da biliyorsun demektir.
Son soru olarak; kendini nasıl bu kadar sevdirmeyi başarıyorsun? Seninle tanışan herkes sana ya tapıyor ya da âşık oluyor…
Bilmiyorum sevgilim, ben sana neden bir roman kahramanısın diye soruyor muyum? Benim cazibem yaratılışımdan geliyor, belki de özgür olduğum içindir. Ya da yazar gerçekten de New York’ta benim gibi bir kadınla karşılaşmıştır ve âşık olmuştur. Emin değilim, hem zaten bu ne saçma bir soru! Şimdi gel ve koluma gir, biraz dolaşmaya gidelim.
Sen nasıl istersen Holly…
Sufyu / Roman Kahramanları Sendikası Başkanı
