RENTON, BEGBIE, SICKBOY, SPUD …

Tanıdık geldi mi bu isimler? Eğer hala liseye gidiyorsanız tanıdık gelmemiştir. Uzun uzuun yıllar önce liseye gitmişseniz, size hem tanıdık gelmiş hem de içinizi kıpırdatmıştır. Bu dörtlünün gençlik ‘maceraları’ bir zamanın gençliğini derinden etkilemiş ve kendilerine derin sorular sormasına sebep vermiştir. Hatta kitabın satış rakamı yazarı bile şaşkınlığa uğratmıştrır. Irvine Welsh’in 1994 basımlı ilk romanı Trainspotting’in dört başkahramanı da Roman Kahramanları Sendikası’nın üyelerinden. Fakat onlar aynı zamanda 96 tarihli aynı isimli filmin de kahramanlarından. Ama ben size roman kahramanlarından bahsedeceğim. Çünkü zamanında çok yanlış anlaşıldılar, çok karalandılar. Üstelik aynı karakterler 20 yıl sonra yine Danny Boyle’un çektiği T2 (Trainspotting 2) filminde buluştular. İlk kitapta yirmili yaşlardaki karakterlerimiz yaşadıkları hayatın onlara dayattıklarından nefret ediyorlardı. Modern hayatın getirdiği zorunluluklardan nefret edip hayatı seçmemeyi seçiyorlardı. Uyuşturucu, seks ve hırsızlığın temelde olduğu hayatları, büyük bir işle değişecekti; ellerindeki yüklü miktar uyuşturucuyu satacaklar ve köşeyi döneceklerdi. Fakat hayatlarında ailelerine bile güvenemeyen, güven içinde büyümemiş Renton, SickBoy, Begbie ve Spud bu büyük işin altından nasıl kalkacaklardı?

Şimdiden kalkan kaşlarınızı görüyorum; neyi nasıl yanlış anlamış olabilirsiniz değil mi? Evet, olaylar dediğim gibi gelişti; görünen köy kılavuz istemedi. Kapitalist dünyanın kurduğu düzende karakterlerimizin (hatta hepimizin yapması gereken) yapması gereken; “Hayatı seç… Çamaşır makinesi seç, araba seç, bir kanepeye oturup ağzına berbat şeyler tıkıştırarak beyin uyuşturucu ve ruh çökertici aptal televizyon programları seyretmeyi seç. Bir huzur evinde üzerine sıçıp işeyerek çürümeyi, bencil ve kafayı yemiş çocukların için bir utanç kaynağı olmayı seç. Hayatı seç.” Beni yavaş yavaş anlamaya başladığınızı görüyorum. Bir de bu gençlerin, Büyük Krallık’ın himayesi altında yıllarını geçiren İskoçya’da yaşadığını düşünürsek karakterlerin hissettiği baskı ve sıkıştırılmışlık hissini daha iyi anlıyoruz. Roman Kahramanları Sendika Başkanı Sufyu olarak her zaman roman kahramanlarımın yanında olduğumu bilirsiniz. Bazen sizlere dert yanarım, içimi dökerim ama onları her zaman sever, korur ve kollarım. O yüzden yıllarca Trainspotting’e “haa şu serseri gençlerin kitabı” denilmesine kızdım.

Kitapta kahramanların aileleri, arkadaşları ve toplumla olan ilişkilerini okudukça onların neden hayatı seçmemeyi seçtiklerini anlayabilirsiniz. Gelelim Trainspotting’in devamı niteliğinde yazılan kitaba: Porno. Kitap, aynı karakterlerin yıllar sonra tekrar buluşmalarını ve bu sefer uyuşturucu yerine porno işi yapmalarını anlatıyor. Karakterlerin hayata ve birbirlerini güvenmeyi tekrar deniyorlar. Aslında herkesin her gün sorguladığı ve yaşamaya çalıştığı modern hayatı irdeliyor. Kitaptan alınan ilhamla ve yeniden senaryosu yazılan T2 ise karakterlerimizin birbirleriyle, hayatlarıyla ve kendileriyle yüzleşmesini anlatıyor. Bu sefer hayatı seçmemeyi mi seçeceklerdi? Renton’ın filmdeki en çarpıcı repliği bize cevabı veriyor sanırım: “Özel tasarım iç çamaşırı seç. Ölü ilişkine biraz hayat katmak adına beyhude bir çaba. El çantalarını seç. Yüksek topuklu ayakkabılar seç. Kendini mutlu gibi hissetmek için kaşmir ve ipek seç. Kendini camdan atan bir kadın tarafından Çin’de üretilmiş bir Iphone seç ve onu güney Asya’da bir mağazadan alınmış ceketinin cebinden çıkarma. Facebook’u, Twitter’ı, Snapchat’i, Instagram’ı seç. Tanımadığın insanlara kin kusacak bin bir türlü başka yol seç. Profilini güncellemeyi seç. Kahvaltı ettiğini dünyaya duyur ve birinin, bir yerlerde bunu umursadığını umut et. Eski sevgililerini aramayı seç. Onlar kadar kötü görünmediğine çaresizce inanmak için. İlk otuz birinden son nefesine kadar her şeyini bloglardan paylaşmayı seç. İnsan ilişkisinin indirgendiği nokta dijital bir veriden fazlası değil. Estetik ameliyat olan ünlüler hakkında bilmediğin on şey seç. Kürtaj için bağırmayı seç. Tecavüz şakalarını, kadınlara laf atmayı, eski sevgilini ifşa etmeyi seç. Ve bitmek tükenmek bilmeyen depresif kadın düşmanlığını. 11 Eylül’ün hiç yaşanmadığını ve yaşandıysa, sorumluların Yahudiler olduğunu seç. Ne zaman biteceği belli olmayan mesaileri ve işe gitmek için iki saat yol gitmeyi seç. Ve çocukların için de aynısını ama daha kötüsünü seç. Kendi kendine belki onların başına gelmediğini telkin et. Sonra arkana yaslan ve acıyı, dandik bir mutfakta üretilen adı bilinmeyen bir uyuşturucudan bilinmeyen dozlarda alarak dindir. Tutulmayan sözü seç ve keşke başka türlü hareket etseydim de. Kendi hatalarından asla ders çıkarmamayı seç. Tarihin tekerrür edişini izlemeyi seç. Her zaman hayalini kurduğun şeye ulaşmak yerine ulaşabileceğin şeye ulaşmaya kendini yavaştan alıştırmayı seç. Aza kanaat et ve mutluymuş gibi yap. Hayal kırıklığını seç. Ve sevdiklerini kaybetmeyi seç. Onlar hayattan ayrılırlarken senin bir parçan da onlarla birlikte ölür ta ki bir gün parça parça hepsinin öldüğü güne kadar. Ve senden ölü ya da diri denebilecek tek bir parça kalmayacak. Geleceğini seç Veronika. Hayatı seç.”

Sufyu / Roman Kahramanları Sendikası Başkanı

Yazıyı paylaşmak ister misin?