HAKAN ALGÜL RÖPORTAJI
Hakan Algül. 1980’lerde yönetmen asistanlığı yaparak girdiği sektörde, bir süre reklam filmleri çeken Algül, 1990’larda önce dizi, sonrasında ise sinema filmleri için kamera arkasına geçti. Onu beyazperde ve ekrandaki pek çok popüler yapımla tanıyoruz. “Eyvah, Eyvah”, “Niyazi Gül Dörtnala”, “Berlin Kaplanı” ve “Deliha” gibi ses getiren filmlere imza atan yönetmenin “Eyvah Eyvah 3” filmi ise 2014’te 9. Uluslararası Dadaş Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü aldı. Yönettiği dizileri arasında ise “Avrupa Yakası,” “Jet Sosyete”, “Benim Annem Bir Melek” ve “Şen Yuva” yer alıyor. Algül, son olarak pek çok filmde iş birliği yaptığı Ata Demirer ile “Bursa Bülbülü” filmini çekti.

G.S.: Yeni filminiz ”Bursa Bülbülü”ne geri dönüşler nasıl?
H.A.: Çok iyi, memnunum.
G.S.: Filmin, “Eyvah Eyvah” gibi seriye dönüşme olasılığı var mı?
H.A.: Yok, çünkü bu başı sonu belli ve bitmiş bir hikâye.
G.S.: Ata Demirer gibi daha önce çalıştığınız isimlerle film yapmanın artıları ve varsa eksileri neler?
H.A.: Ana akım sinemada başrol oyuncularının Ata Demirer gibi isim olması her zaman seyircinin dikkatini çeker. Dolayısıyla bu da iyi filmin gereken ilgiyi görmesini sağlar. Ayrıca Ata ile uzun yıllardır süren dostluğumuz ve hayata bakış açımızın benzerliği, sette de rahat çalışmamızı ve birbirimizi anlamamızı kolaylaştırıyor.
G.S.: Yazım veya kadro belirlenme sürecine katkı veriyor musunuz?
H.A.: Evet, her senaryonun yönetmen için kendine uygun duyguda düzenlenmesi ve çekim senaryosuna dönüştürülmesi gerekir, bu yüzden yazım sürecinde de senarist ile birlikte çalışıyorum. Kadro belirleme konusunda da aradığımız duyguyu yansıtabilen bir oyuncu olması için senarist, yapımcı ve ben, cast seçimini birlikte yapıyoruz.
G.S.: Film dijital platformda yayınlanıyor. Yönetmen olarak bu yeni akıma bakışınız nasıl? Dijital platformlar sinema salonlarının sonu mu olacak?
H.A.: Dijital platformların şöyle bir avantajı oldu; film dünyada aynı anda giriyor ve herkes için erişilebilir duruma geliyor. Dolayısıyla bu dönemde platformların sektörel olarak işimize yaradığını düşünüyorum. Bu platformlar sinemanın sonunu asla getiremez çünkü daha önce televizyon bulunduğunda sinema sarsılmıştı fakat yine eski değerini buldu. Sonuçta hiçbir platform ve yenilik sinemanın yerini alamaz ve vaat ettiği etkileşimi sağlayamaz. Pandemi dolayısıyla sinema salonları bir bocalamada, ama 1-2 yıl içinde sinemanın eskisi gibi canlanacağını düşünüyorum.
G.S.: Genelde aile-komedi türü film ve dizilerde kamera arkasındasınız. Yeşilçam akımını günümüze taşımak gibi bir hayaliniz var mı? Bu türlerin sizin için önemi nedir?
H.A.: Yeşilçam akımı dediğimiz şey aslında tamamen insanların duygularını harekete geçirmek üzerine kurulu bir dil ve üsluptur, ben de filmlerimde duygunun daha ağır ve yoğun olduğu işler yapmayı tercih ediyorum.
G.S.: Sizi farklı bir türdeki yapımlarda görebilecek miyiz?
H.A.: Neden olmasın!
G.S.: Bir sonraki projeniz belli mi?
H.A.: Üzerine çalıştığımız dijital platform için bir dizi projesi ve önümüzdeki yıl için bir sinema projesi var. Ama daha net olan bir şey yok.
G.S.: Sinema ve dizi yönetmenliği arasında size daha yakın gelen hangisi?
H.A.: Ben hikâye anlatmayı seviyorum, hikaye hangisine uygunsa onu yapıyorum.
G.S.: Yönetmen olmaya nasıl karar verdiniz? Sektöre başlamanız nasıl oldu?
H.A.: Yönetmen olmaya 9-10 yaşlarında, Çorlu Velimeşe köyünde, köy sinemasında seyrettiğim filmlerden etkilenerek karar verdim. Sektöre Yeşilçam’da 1986 yılında İranlı bir yönetmene asistanlık yaparak başladım, sonra birçok yönetmene asistan olarak devam ettim, 1996 yılında da reklam filmi yönetmenliğine başladım. Sonrasında 2002 yılında “Yeter Anne” dizisiyle televizyona, 2005 yılında da “Döngel” filmiyle sinemaya başladım.
…
Röportajın tamamı Kafasına Göre Dergi 49. Sayıda yayımlanmıştır. (Mart-Nisan 2023)
Röportaj: Göksel Sözer
Fotoğraf: Muhsin Akgün
