KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET
Spencer, biyografik filmleriyle öne çıkan yönetmen Pablo Larrain’in son filmi. Son zamanlarda özellikle Netflix’de çok fazla kraliyet ailesi temalı dizi ve belgesel izlediğim için dünya promiyerini Eylül ayında Venedik Film Festivali’nde yapan filmi izleyip izlememe konusunda bir süre tereddüt ettim. Pablo Larrain, Diana Spencer’ın ağır depresyon yaşadığı ve en çok acı çektiği döneme odaklanmış ki film bu yönüyle de izleyiciye gerçekçi bir bakış açısı kazandırıyor. Filmin senaristi Steven Knight ödüllü Peaky Blinders ve Taboo dizilerinin de senaryolarını yazmış.

Film, 1991 yılbaşı arefesinde Norfolk sarayındaki üç günde geçiyor. Film, dış mekanda Diana’nın (Kristen Stewart) arabayla saraya giden yolda kaybolması, çocukluğunun geçtiği terkedilmiş evi ve evin bahçesindeki korkuluğu görmesiyle başlar ve kayıp prensesin ruh halini daha sarayın içine girmeden seyirciye yansıtır. Sarayın içine daha ilk adımlarında Diana ve çocuklarını üşüten soğuk hava yüzümüze çarpar ve hemen samimiyetsiz bir zamana geçeriz.
Film, iç mekan olarak mutfakta başlar. İlk sahnelerde mutfaktaki noel öncesi ön hazırlık, tıpkı bir cenaze merasimi andırmaktadır. Mutfak, bize kraliyet ailesi hakkında çok fazla ipucu veriyor. Örneğin; bugün hala Kraliyet ailesinin verdiği kokteyllerde minik sandviçler asla köşeli hazırlanmaz. Bunun nedeni eski zamanlarda monarşiye sunulan her ‘köşeli’ şeyin, kralı veya kraliçeyi tahttan indirme niyetine işaret etmesidir. Ayrıca, tahta geçme sırasına göre salona giren İngiliz Kraliyet ailesi mensupları, sofrada da bir takım etiket kurallarını takip ederler. Kraliçe yemeğe başlamadan yemeğe başlanmaz veya Kraliçe yemeğini bitirdikten sonra, yemeğe devam etmek yasaktır buna rağmen Diana her yemeğe Kraliçe’den sonra gelmektedir. Bunun asıl sebebiyse Diana’nın yaşadığı hastalık olan Bulimia Nevroza. Neredeyse her gün yüksek miktarda ve kalori düzeyi fazla yiyeceği tıkınırcasına tüketip sonrasında da kilo almayı önlemek için de kusma nöbetlerinin olma hali. Yeme nöbeti iştah açılması ile ilgili olmadığı gibi durma da doygunluk hissetme ile ilgili değildir. Senaryo, Diana’nın çocukluk travmalarını hiç göstermeyip hastalığının evlendikten sonra başladığı izlenimini veriyor. Halbuki, kusmalar Diana’nın ergenliğinde başlar. Tıkanırcasına yeme ataklarının ilk izleri onlu yaşlarda yaşadıkları evin bahçesinde kendini gösterir. Elma ağacından kopardığı fazlaca elmayı tıkanırcasına yer. Bunu gören ev çalışanları sessiz kalarak izler çünkü naif, kırılgan, bir o kadar da zarif bu genç kızın ruhunun ne kadar yaralı olduğunu bilirler.
Diana odasına saray hizmetkarları tarafından özellikle bırakıldığına inandığı Anne Boleyn kitabını okudukça ölüm korkusunu hisseder. Boleynler ve Spencer ailesi zaten uzaktan akrabadır ve Diana, Boleyn kızına benzerliğini şu sözleriyle anlatır:
“Anne Boleyn başını işkencecilere gururla sunmuştu. Bense mikroskop altında incelenen bir böcek gibiyim. Tek tek kanatlarımı ve uzuvlarımı kopartıp ne tepki vereceğime bakıyorlar.” Bu sözlere en çarpıcı ve korkunç tepkisini ise Prens Charles’ın sevgilisine ve Diana’ya aldığı aynı inci kolyeyi takmak zorunda olduğu bir yemek masasında inci şangırtıları eşliğinde boynundan asılarak koparttığı incilerini yediği sahnede verir. Zaten film müzikleri baştan sona Diana’nın iç sesi olarak seyirciyi hiç sessiz bırakmıyor. Orkestra bir bakıma Diana’nın konuşamadıklarını seslendirmekte…
Charles’ın kendisini hiçe sayan helleri Diana’nın ruhunu acıtmaya devam eder. Saraydaki tüm çalışanlara ve milyonlara şu açıklamayı yapar:
“Bu evlilikte üç kişiyiz. Anlayacağınız biraz kalabalıktır.”
Artık Diana boş vermiştir ve kendi ölüm senaryolarını kafasının içinde yazmaya başlamıştır. Her attığı adım, her söylediği söz takip edilmektedir. Tek arkadaşı ve iletişim kurabildiği kişi giydiricisi Maagie’dir ama saray Diana’yı yalnız bırakmak için onu da saraydan uzaklaştırır. Artık elinde yegane kalan şey anneliği ve çocuklarıyla yalnız kaldığı zamanlarda yaptığı doğaçlamalardır. Oğulları annelerine zamanla ilgili sorular sorarken Diana’nın oğullarına verdiği cevap yıllarca zihinlere kazınacak kadar etkileyici: “Üç zaman kipi vardır. Şimdiki zaman, gelecek zaman, geçmiş zaman. Bu sarayda sadece bir zaman vardır. Gelecek yok. Geçmiş ve şimdi aynı şeydir.”
Diana çocukluğunun geçtiği evinin bahçesinde üzerinde babasının ceketini taşıyan korkuluktan farksızdır. Bir gece saraydan kaçar ve evinin çitlerini keser. Kendi evine bir hırsız gibi girip Noel’deki çocukluk anılarını çalarken, korkuluğu üzerine yaşamının sonuna kadar giyinir. Bugün Diana’dan bize kalansa naif duygularını ve aşksızlığını kustuğu anıları…
Kaynak:
- Variety
- Psikonet İyi Hissetmek, Yıl 1 Sayı 4 Bitmeye Mahkum Bir Hayatın İçinde Bulimia Nevroza Lady Diana, Dr. Şükran Telci
- İngiliz Kraliyet Ailesinin Mutfak Sırları Belgeseli
Feyza Yalçın
(Sinemart Yazarlık Okulu Yaratıcı Yazarlık Öğrencilerinden)



