GEZİ YAZISI – İTALYA

İtalya turumuzun dördüncü veya beşinci günü. Kaç gündür kilometrelerce yürümekten ayaklarım bitap düşmüş. Tam ayak bileğimin olduğu yerden, yeni bir ayak  hatta yeni bir canlı  çıkmış. Şişe şişe ayak, balon gibi olmuş.

Otobüste ayağımı ova ova normal bir ayak görüntüsüne büründürmeye çalışıyorum. Mümkün değil, düzelmiyor. O sırada beni yarı İtalyan yarı Türk oğluyla tanıştırmayı teklif eden cici rehberimiz sesleniyor: “Pisa’ya geldik.”  En büyük hayalim Pisa’ya gelmekmişçesine heyecanlanıyorum. Gerçi İtalya’ya vardım varalı tek düşündüğüm bu kule oldu o ayrı.

Otobüsten iniyoruz. Ben adeta bir ceylan gibi seke seke yürüyorum. Kulenin kendisine varamadan Pazar bölgesine varıyoruz. Tiplerinden güneydoğu Asyalı  olduğu anlaşılan  ağabeyler bağırıyorlar: “Gel vatandaş gel, Sibel Can da buradan aldı. Çapulcuyuz.” Söyledikleri mi aksanları mı daha komik diye düşünüyorum. Karar veremiyorum.  Tezgâhların bazılarında ay yıldızlı bayrağımız var.  En çok Türkler geliyor demek ki. Neyse biz sahip çıkamıyoruz en azından Asyalı sahip çıksın bayrağımıza. Yolun ortasında bir pazarcı bir şeyler almam için ısrar ediyor. “Dönüşte, “ diyorum. “Dönüşte alırım.”

Pisa Kulesi’ni içinde bulunduran meydana geliyoruz. Cici rehberimiz tekrar sesleniyor. “ 40 dakikanız var.”

Mucizeler Meydanı… Burası o kadar mucizevî bir yer ki insan buraya taşınmak için emekliye ayrılmayı bile bekleyemez.  Yüzlerce metre boyunca sadece yeşillik. Pisa Kulesi’ne bakıyorum.  Çan Kulesi olması için inşa edilmiş.  Tabanı çökmeye meyilli olduğu için her yıl biraz daha eğimli hale geliyor.  Birkaç defa yıkılma tehlikesi geçirmiş. Ama derin uğraşlar sonucu yıkılmamış. Kule  karşımda boynunu eğmiş, adeta işten yeni gelmiş yorgun bir  anne gibi yamuk yumuk duruyor. Engin tarih bilgilerim her zamanki gibi o zaman da aklıma geliyor.

Pisa  Kulesi demek İtalya demek, yüzyıllar öncesi için Roma İmparatorluğu demek. Ah İtalya! Çoğu kez yok olmaya sürüklense de Zümrüdü Anka gibi küllerinden yeniden doğan İtalya! Atilla’nın, Fatih’in avucuna alamadığı nadir topraklardan İtalya! On iki adayı bizden çalan ama kendi ellerinde de tutmayı beceremeyen İtalya!

Düşüncelerimden sıyrılıyorum. Bu arazide kule ile birlikte iki yapı daha var. Yanlarında böyle bir kule varken imkânı yok ilgi çekici olamazlar. Kuleye bakıyorum.  Çevredeki insanlara bakıyorum. Fotoğraf çekme yarışı içindeler. Herkes iki elini birden kaldırmış Pisa Kulesi’ni doğrultmaya çalışıyormuş gibi poz veriyor. Kamera için  hoş bir görüntü olsa da dışarıdan zombileri andırıyorlar. Ve bunu yüzlerce kişinin yaptığını düşünürsek ilginç bir görüntü kaplıyor yeşilliği.  Annemi çağırıyorum. Aynı pozları ben de verdikten sonra atıyorum kendimi çimlere. Son kez bakıyorum Mucizeler Meydanı’na. Meydan adını hak ediyor gerçekten. Üç yapı ve sadece çimlerden oluşmasına rağmen insanı tutsak ediyor kendine. Kırk dakika doluyor. Otobüse doğru yürürken bir Asyalı pazarcı sesleniyor bana : “ Hani dönüşte alacaktın ?”

Yazar:  Yaratıcı Yazarlık Programı Öğrencisi –İlayda Kozik

Yazıyı paylaşmak ister misin?