FESTİVAL İÇİNDE BİR FESTİVAL

Rifkin’in Festivali, son dönemlerde en çok beğendiğim Woody Allen filmi… Dünya prömiyerini San Sebastian Film Festivalinde yapan filmin konusu da San Sebastian’da geçiyor. Filmin baş karakteri olan Amerikalı Mort Rifkin, hayatının kırılganlıklarının fevkalade farkında olan bir adam. Eşi Sue ise korkuları olmayan, yeni şeyler denemeye açık, sınırları olmayan bir kadın. Mort, geçmişte Avrupa sineması hakkında ders vermiş bir yazardır ve ilk romanını tamamlamaya çalışmaktadır. Belki de iyi bir yazar değilimdir, iyi bir okuyucuyumdur diyen Mort sürekli kendini sorgulamaktadır. İnsanın çok sayıda uzmanlık alanı olmasına rağmen, her yaşta kendisini sorgulamasını da çok doğal ve gerekli bulmaktadır. Mort, eşiyle beraber çalışan festivaldeki ödüllü Fransız yönetmenin arasındaki ilişkisinin aşırı samimiyetli olmasından şüphelenip eşiyle beraber festivale gider. Festival boyunca Mort rüyalarında kendini ve yakınlarını Avrupa sinemasının klasik filmleri içinde görür. Anne ve babasını da kusurlu bulan Mort, onları Fellini‘nin 81/2 filminde beyazlar içinde görerek aklar.

Woody Allen Avrupa sinemasına sevgisini Bergman, Bunuel, Godard ve Fellini‘nin filmlerine Mort’un rüyalarında göndermeler yaparak anlatıyor. Seyirciye akıl oyunlarının, karakterlerinin ilişkilerdeki rutinleri nasıl bozduklarını çok başarılı bir şekilde gösteriyor.

Psikoloğum bana zarar veren erkeklerle beraber olduğumu söylüyor diyen kadın karakterlerin anlam arayışı ve aşk uğruna çektikleri acılar da cabası…

Özellikle, Camus’nun Sisifos Söylemi’ne gönderme yapan yönetmen, son dönemlerdeki modernizm kaynaklı varoluşsal kaygılara değinmiş.

En sevdiğim(!) felsefe olan aşkın varoluşsal felsefesi; aşık yanıp tutuşsa da, aşığın kendisini sevmesi için sevdiğini özgür bırakması… Woody Allen bunu tüm karakterler üzerinden aşıkların, yabancılaşma ve yalnızlığa doğru giden geleceklerde hissettiriyor.

Albert Camus sözleriyse filmin ana mesajı niteliğinde:

“Çelişkin bir biçimde, kendileri için bir yaşama nedeni olan (yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de) düşünceler ya da düşler uğrunda ölüme giden başka insanlar görüyorum. Böylece ivedilikle yanıtlanması gereken sorunun yaşamın anlamı olduğu yargısına varıyorum.”

Feyza Yalçın

(Sinemart Yazarlık Okulu Yaratıcı Yazarlık Öğrencilerinden)

Yazıyı paylaşmak ister misin?