AYFER TUNÇ RÖPORTAJI

Ayfer Tunç. Yazar. Edebiyat dünyasına 1989’da “Saklı” öykü kitabı ile giren Tunç, bu kitabıyla Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne layık görüldü.  Yazar, 2003’te “Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek” ile Balkanika Ödülü, 2021’de ise “Osman” ile Vedat Türkali Roman Ödülü’nü aldı. Usta isim, bugüne kadar öykü, roman, anı, inceleme ve sohbet türünde pek çok eser kaleme aldı. Tunç, üç yıl aranın ardından yeni kitabı “Kuru Kız” ile kitapseverlerle buluştu.

 

G.S.: Yeni kitabınız “Kuru Kız”ın çıkış öyküsü nedir? Okuyucuyu neler bekliyor? Diğer kitaplarınızdan dil, kurgu, anlatım gibi farklılar içeren unsurlar var mı? 

Yazma nedenim ülkemizde kadınların hala yok sayılması, aklın hayatta tuttuğu yerin hızla azalması ve kötülüğün gözle görülür şekilde artması. Kuru Kız’ın diğer kitaplarımdan tümüyle farklı bir yapısı var. Dil ve hikâyeleme anlayışı okurun önceki kitaplarımda alıştığı tarzın tam tersi. Kelimenin gücüne dayanan, kısa cümleli bir anlatı kurdum. Kuru bir dil kullanmaya özellikle dikkat ettim çünkü hayatımız hızla kuruyor, güzel olan her şey hızla soluyor, çoraklaşıyoruz. Hikâyenin kurgusu bir daire çiziyor, dünyanın sonunda başlıyor, dönüp tekrar dünyanın sonuna geliyor. Bu da dünyada bir başlangıç veya sonun olmadığını imlesin istedim. 

 

G.S.: Pandeminin hikâyede veya yazma sürecinde oynadığı rol nedir?

A.T.: 21. yüzyılda yaşadığımız pandeminin insanlık tarihindeki yerini henüz algılayabildiğimizi sanmıyorum. İnsanlık, insan olmaya ilişkin büyük kayıplar yaşadı. Pandemi başlangıçta sanılanın aksine kapitalizmin ekmeğine çok yağ sürdü. Kitleleri yönetmekte en işe yarayan araç olan korkuyu besledi. İnsanlar ölüm korkusu yaşadılar, neredeyse tüm iş yerleri kapanınca işsiz kaldılar ve eskisinden kat kat itaatkar olmaları gerektiğini sandılar. Korku, işsizlik, yalnızlık ve izolasyon bencilliğin gözle görülür olmasına, bütün bunların toplamı da yeni zamanlar köleliğinin artmasına neden oldu. Gelecekte yazılacak tarih, insanın insan olmaya ilişkin kayıplarını yazarken 2020 pandemisini es geçmeyecektir, tabii insana ilişkin tarih yazmayı hala gerekli gören bir insanlık anlayışı kalırsa. Kuru Kız’da kurgusal olarak bir yer var, karakter dünyanın sonuna gittiğinde pandemi patlıyor ve dönemiyor. Onun ötesinde bir boyutu yok. Pandemiden sonra yazdığım için yazma sürecimde de bir rol oynamadı. 

 

G.S.: Kitap için “kadın” veya “ ötekileştirilen” üzerine bir hikâye diyebilir miyiz?

A.T.: Kadın ve akıl üzerine bir hikâye diyebiliriz. Karakterin ayırt edici özelliği, içinde sindirilmek istendiği toplumsal çemberden çıkmayı ve özgürleşmeyi akıllı olduğunu gizleyerek başarması. Ötekileştirilen üzerine bir hikâye diyemem çünkü kadınlar nüfusun yarısıdır, nüfusun yarısını ötekileştiremezsiniz, kadın konusunda “öteki” olmaktan çok daha büyük derin ve endişe verici bir mesele var. Kuru kız diğer kadınların da aslında aynı durumda olduğunu gören ama onlardan farklı davranmayı seçen bir karakter. Ülkemizde kadınların büyük çoğunluğu denizdeki balık gibiler. “Derya içredirler ama deryayı bilmezler.” Bazıları celladına aşık köleler gibiler, hemcinslerini düşman görerek kadını baskı altında tutmayı amaçlayan düzenin çarklarına su taşıyorlar. 

 

G.S.: Bir röportajınızda kitap için “tek ümitli öyküm” diyorsunuz. Neden? Karamsar bir yazar mısınız? 

A.T.: Kendi hayatımda çok iyimserim ama insanlık için aynı şeyi söyleyemiyorum. Öte yandan son yıllarda iyimser olmak için gayret göstermeye başladım çünkü “dünyayı güzellik kurtaracak.” Dünyaya inançlı bir iyimserlikle bakmazsak her şeyin daha kötüye gideceğinden korkuyorum. Ama iyimserliğe inanmak için de gayret etmemiz gerek. Bazı duygular bulaşıcıdır, iyimserlik de böyledir, iyiliğe inanırsak ve umut için harekete geçersek dünyanın kötüye gidişini tersine çevirmek mümkün olabilir. Ben gelecek kuşaklara inanıyorum ve onlara iyimserliğimi devretmek istiyorum. Çünkü onlar kötülüğün en çıplak en acımasız haliyle yüz yüze gelecekler. İklim krizi, tüketemeyen insanı gereksiz varlıklar olarak görmeye başlayan kapitalizm ve benzeri unsurların çizdiği fütüristik tablo beni bunları düşünmeye zorluyor. 

 

G.S.: Ushuaia’ya gittiniz mi? Kadın karakter hayatının tersini yaşama umuduyla böyle bir adım atıyor ancak sizin bu yeri seçerken etken olan başka unsurlar var mı?

A.T.: Ushuaia’ya gitmedim ama gitmeyi çok istiyorum. Bir aksilik olmazsa gelecek yaz gideceğim. Kitapta Ushuaia’ya seçmemin nedeni dünyanın sonundaki şehir olmasıydı. Dünya yuvarlak dolayısıyla her son bir başlangıç aynı zamanda. 

 

G.S.: Siz yeni bir hayata başlamak isteseydiniz, nereyi seçerdiniz? Niye?

A.T.: Ben gittiğim gördüğüm her yeni şehirde orada yaşıyor olsam nasıl bir hayatım olacağını düşünürüm, hayal ederim daha doğrusu. Ama yeni bir hayat için nereyi seçerdim? Buna karar veremiyorum. Gideceğim yeri beni yeni bir hayata iten şartlar belirler gibi geliyor.

Röportajın tamamı Kafasına Göre Dergi 53. Sayıda yayımlanmıştır. (Kasım-Aralık 2023)

Röportaj: Göksel Sözer

Fotoğraf: Canan Aşık

Yazıyı paylaşmak ister misin?