TAROT FALINDA AZRAİL ÇIKARSA

House of Gucci (Gucci Ailesi) filmini vizyona girdiği ilk gün öncelikle Adam Driver sonra yönetmeni Ridley Scott için izlediğimi itiraf etmeliyim. Lady Gaga canlandırdığı Patrizia karakterinin İtalyan aksanını ve tavırlarını mükemmelleştirmeyi öğrenmek için 18 ay boyunca karakterde kaldığı konuşuluyor ki başarılı performansı bunu kesinlikle doğruluyor.

Tabii ki film muhteşem kadrosuyla baştan sona Gucci kokuyor. Yine de bir aile şirketinin yok olup markanın devleşmesine yaklaşık olarak iki saat kırk dakika tanıklık ediyoruz. Ama yönetmen Ridley Scott filmini, hırslı aile bireylerinin şirketlerindeki rolleri bir devi nasıl batırır senaryosunu değil, hırslı bir kadının (hem de Gucci olmayan ama Gucci hisseden bir kadının) bir aileyi nasıl yıkıma sürüklediği üzerine kurmuş. Oscar dedikodularında da sıklıkla adı geçen film, oyuncu kadrosu ve Lady Gaga’nın giyindiği Gucci tasarımlarıyla şık bir yolculuk sunuyor. Filmin senaryosunu Becky Johnston ve Roberto Bentivegna, Sara Gay Forden’in 2001 yılında yayımlanan House of Gucci: A Sensational Story of Murder isimli kitabından uyarlıyor.

Maurizio, (Adam Driver) hukuk eğitimi alan, içine kapanık, çalışkan, sessiz bir öğrencidir. Toskana’nın en iyi ailelerinden birinden gelmektedir ama başarıları ve yaptıkları babası Rodolfo Gucci (Jeremy Irons) tarafından kolay kolay onaylanmayan bir çocuktur. Baba, bir aktris olan eşinin ölümünden sonra hayata küsmüş ve kendi dünyasında yaşamaktadır. Gucci’nin tüm yönetimini de kardeşine Aldo Gucci (Al Pacino) ve onun tüm ailenin deyimiyle beceriksiz oğlu Paolo’ya (Jared Leto) bırakmıştır. Maurizio kendisini bu aileye ait hissetmemektedir çünkü aile bireylerindeki hırstan onda hiç yoktur ta ki Patrizia (Lady Gaga) ile tanışana dek… Patrizia, babasının taşımacılık şirketinde ona yardım etmektedir ve üniversite eğitimi almak istememektedir. Bir partide Maurizio ile tanışır ve ne yapıp edip Maurizio’yu kendine aşık etmeyi başarır. Rodolfo beklendiği üzere Patrizia’yı sıradan, eğitimsiz ve para avcısı bulup ilişkilerini veto eder ve oğlunu beş parasız kapının önüne koyar. Filmin ilk yarısı Maurizio ve Patrizia’nın her türlü engelin karşısında duran eğlenceli, tutkulu ve romantik ilişkilerine odaklanır. Maurizio kargo işinde kıt kanaat geçindiği halde evliliğinde çok mutluyken Patrizia’nın aklı hep Gucci hisselerindedir. O kadar inatçı, aklına koyduğunu yapan ve baskın bir karakterdir ki zamanla Maurizio’yu kendine benzeterek kendi canavarını yaratır. Artık onlar gözlerini para hırsı bürümüş bir çifttir ve yavaş yavaş önce Gucci ailesine sonra da kendilerine zarar vermeye başlarlar.

Filmin uyarlandığı Gucci Hanedanı kitabından bir alıntı:

“Marioza Gucci’yi ve geldiği aileyi anlamak için, Toskana mizacını anlamak gerekiyordu. Canayakın Emilianlardan, ağırbaşlı Lombardiyalılar’dan ve karmaşa içindeki Romalılardan farklı olarak, Toskanalılar bireysel ve kibirli olma eğilimindeydiler. İtalya’daki kültür ve sanatı temsil ettiklerini düşünüyorlar ve büyük ölçüde Dante Alighieri sayesinde modern İtalyan dilinin ortaya çıkmasındaki rollerinden bilhassa gurur duyuyorlardı. Bazıları onlara ‘İtalya’nın Fransızları’ –kibirli, kendi kendilerine yeten ve yabancılara kapalı- diyordu.”

Filmin ikinci yarısında, mütevazı hayattan aşırı lüks hayata geçmek aşkı öldürür mü sorusu ister istemez seyircinin kafasında dönüp duruyor. Patrizia, en yakın arkadaşı Pina’nın (Salma Hayek) tarot fallarına göre hayatına dair önemli kararlarını vermektedir ve falda çıkan Azrail kartı zamanla bir cinayete kadar uzanacaktır. Bu arada Salma Hayek’in kocası François-Henri Pinault Gucci’nin şimdiki sahibi olması da oldukça ironik…

Kaynaklar:

  1. Gucci Hanedanı, Sara Gay Forden, Nova Yayınları, Kasım 2021

Feyza Yalçın

(Sinemart Yazarlık Okulu Yaratıcı Yazarlık Öğrencilerinden)

Yazıyı paylaşmak ister misin?